SANAT ve
FOTOĞRAF ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
Bu yazımızda Fotoğraf Sanatı
hakkındaki düşüncelerimi açıklamaya
çalışacağım, bunu yapmaya çalışırken
konuları alt bölümlerine görme ve konuları ayırdetme zorluğunu
aşmak için çok estetik durmasada numaralandırma sistemini kullanmaya
karar verdim, eğer bir miktar gözünüze fazla mekanik gelirse affola.
Bu yazıda sanat cümlesiyle kasdedilen Güzel Sanatlar (Fine
Arts) içinde değerlendirilen sanat kollarıdır. Genel anlamda
kullanılan ortalamadan iyi, düzgün, güzel veya topluma göre uygun ve
ustaca yapılan şeyler için kullanılan sanat kelimesi
değildir. En eski klasik öğretilerde temel 6 adet güzel sanat
tanımlanmıştır bunlar Müzik Resim -Tiyatro (Drama veya
Sahne sanatları) Edebiyat - Heykel ve Mimarlıktır.
Sanat dallarının böyle
sınıflandırılması gerektiği tartışmaya
mutlaka açıktır fakat tartışmalarda ortak bir dil
kullanabilmek için eski tanımlamaları sanal olarak gerçekmiş
gibi tartışmak, sanatı yorumlamak ve uluslararası düzeyde
ortak bir dil oluşturabilmek için gerekli olan bir kolaylıktır..
Bu yazıda çoğunlukla ve elbette kendi kişisel
birikimlerimden yola çıkarken, çoğu sanat tanımlayan
yazılardaki gibi kafa karıştıran eski referansları
mümkün olduğunca vermemeye çalışacağım, zaten bu
yazının ana amacıda sanat konusunda temel ve klasik
öğretileri Hegel şunu dedi, Eflatun bunu dedi, Schopenhauer böyle
yazdı gibi yeni başlayanlar için kafa karıştırıcı,
tarihsel referans bulamacından uzak ve sade birazda
alışılmadık bir biçimde sanat hakkında kesin bir
yazı olmasıdır. Buradaki kesinlikten bu yazı kesin
doğru olacaktır veya referansları kesin olarak verir gibi bir
amaç algılanmamalıdır, buradan kesinlik, en klasik
akademik öğretinin anlaşılabilir diziler halinde anlatılabilmesinin
amaçlandığı ve bundanda ortak bir sanat nedir
kavramının ve en temel tartışmalar için zemin teşkil
edebilmesi umularak yazılan bir yazı olmasıdır. Tabi bu
yazı güzel sanatlar kavramına yeni başlayanlar hatta
şimdiye kadar hiç fikri olmayanlar için yazılmıştır.
1-Sanat nedir
Sanatın bilim metodundan en
büyük farkı subjektif oluşudur, sanat iki subjektif tarafa
hitap eder bunlardan birincisi sanatı yapan taraf diğeri ise
sanatı değerlendiren taraftır, sanatı yapan tarafta sadece
bir kişi vardır, sanat eserini yaratan birden fazla kişi olsa
bile eserin ana fikrinin yaratıcısı olan kişi sanat
eserinin asıl sahibidir, bir eserin yaratıcısı birden fazla
kişi olamaz yani tek bir görüş, tek bir fikir, tek bir beğeni
söz konusudur burada veya bir beğeninin büyük
ağırlığı, sanat yaratıcılığı
tam anlamıyla kişiseldir, bu kişinin sanatı zamanada
bağımlıdır üstelik, yani sanatçı eserini ancak kısa
zaman içinde tekrarlarsa tekrarlayabilir, uzun yıllar geçtikten sonra veya
yaşlandığında o sanatçının aynı eseri
yaratmayacağı kesin gibidir, çünkü sanatçının beyni
aynı değildir artık, sadece sinir hücreleri değil
sanatçıya geçen zaman içinde yeni öğrenilen şeyler veya unutulan
şeyler veya değişen görüşler, içinde yaşanılan
kültürün değişmeside eklenmiştir, yani özetle diyalektik
öğretiden yola çıkarak derenin altından çok su geçmiş ve
hiçbirşey aynı kalmamıştır, büyük
sanatçıların dönemlerini hatırlayınız, burada genel
bir değişme kesindir.
Sanatı
değerlendirenlerin tarafı ise mutlaka birden fazla kişidir,
aslında toplumun bir alt birimidir, bunlar kendi
değerlerini kullanarak eseri değerlendirirler, nedir bunların
değerleri? Sanatçı gibi tamamen kişisel tek bir beyne ve zaman
bağımlı değerlermidir? Hayır değerlendiren taraf
evrensel beğeni dediğimiz beğeni değer
yargılarını kullanır, eserin sanat tarihi içindeki yerini
belirler, sanat tarihinin zamanlamasına uygun olup
olmadığını test eder, ve sanat tarihindeki önceki eserleri
değerlendirerek yeni bir bakış, yeni bir görüş ve
algılama olduğuna ve bunun teknik olarak uygun olup
olmadığını kafasında test eder eğer uygunsa bu
bir sanat eseri olarak kabul eder. Veya yaratılan eser eski eserlerin bir
tekrarıysa tarihsel sınıflandırmasını yapar ve
sanatçıyı uygun gördüğü tarih ve ekol kefesine koyar ama bu
eserin ekolüyle eski eserlerin yanında olması gerektiğininde
altını çizer.
Örneklerle açıklamak
gerekir sanıyorum bu değerlendiricilerin tarih düzenindeki
sınıflandırmalarını, mesela siz empresyonist bir resim
sanatı eseri yarattıysanız veya bir barok müzik parçası
yaptıysanız veya, Mimar Sinan kendi gençlik dönemine ait bir eseri
tekrarladıysa bunlar eski sanat tarihi kefesine konulması gereken
eserlerdir, yeni veya çağdaş bir sanat ürünü değildir
Demekki sanatı
değerlendiren kişilerin yukarıda belirttiğimiz sanatı
sanat tarihi içinde değerlendirme bilgisine ve ikinci olarak özellikle
kabiliyetine sahip olması gereklidir. Sadece kuru sanat tarihi bilgisi
yetmez o zaman nedir bu sanatı değerlendirme kabiliyeti? Bu
değerlendirilen sanata ait estetik ve kuramsal bir alt yapıya
sahip olunması gerekmektedir, bunu somut olarak söylemeye
çalışırsak, değerlendiricinin sanatın verdiği
mesajı tam olarak anlama yetisi ve bilgisine sahip olması
gerekmektedir, somut bir örnek verirsek değerlendirici Alis Harikalar
Diyarında adlı eseri okurken, bu eserin insanın
biliçaltına yönelik olduğunu, insanın evrensel ve herkeste ortak
olan bilincin bir eleştirisini yaptığını ve libidodan
beslenen duyguların ve fiziksel olarak insanın büyürken
geçirdiği değişimler sonucu, beyinde oluşan büyüme
zamanlarına özgü olan anormal algılamaları kullanarak,
sosyal bir eleştiri yaptığını algılayabilmelidir,
veya eski zamanlarda Vatikan kilisesi tarafından sipariş edilen bir
kutsal kişi ve melek resminin aslında kilisenin bile
anlayamadığı belkide bugünün toplumu tarafından bile
hoş görüyle karşılanamayabilecek cinsel bir mesaj
içerdiğini algılamalı ve bu mesajın çok estetik bir biçimde
ve sanat tarihi kronolojisine uygun olarak verildiğini anlayabilmelidir.
Buradan yola çıkarsak sanatı değerlendirecek kişilerin
aslında şöyle böyle değil, bayağı önemli bilgi ve
duyulara sahip olması gerektiğini görüyoruz, bu özelliklere sahip
kişiler aslında çok az sayıda değildirler ama bunların
sayılarının topluma oranla az olması, değerlendilen
sanat eserlerininde bu nedenle kısıtlı olması sonucu ortada
pseudo-sanat (yalancı sanat) dediğimiz eserlerin bol miktarda büyük
sanat eseri diye takdim edilerek dolaşmasına neden olmaktadır.
Bunların elimine edilmesi kısa bir süre içinde mümkün olmayabilir,
ancak bu kötü eserlerin değerlendirilen tür sanattan belli bir
popülariteye ulaşması sonucu ve sanattan pekte anlamayan bir kesim
tarafından büyük sanat diye takdim edilmesinden sonra bu eserler zaman
içinde değerlendirilir sonra hak ettikleri kategoriye konurlar, buda
görüldüğü gibi zaman alıcı bir işlemdir. Bu saman
alıcı ve yararlı bir süreçtir, çünkü bu sürede gerçek sanat
eserleri hak ettikleri yeri alırlar, pseudo-sanat ise hak ettiği
yeri.

daVinci Madonna Litta
1a-Peki nedir bu sanat
allahaşkına bir tanımı yokmudur?
Aslında yukarıdaki
açıklamalardan anlaşılabileceği gibi evrensel estetik
duyulara hitap etmesi ve sanat tarihinde bir yeri olması
dışında pek çok tanım mevcuttur sanat için, bunun
duyguları öne alarak yapılan tanımları pek çoktur, teknik
tanımlarıda sayısızdır emin olun, ben burada herkes
gibi kendi tanımımı yapacağım ve
aşağıyada sanatın genel şartlarını ve
işi biraz daha kolay anlayabilmeniz için neler sanat değildir onu anlatmaya
çalışacağım subjektif olarak. Hazır olun:
Sanat, sanatçının
algıladığı bir evren parçasını çağdaş
olarak yeniden yorumlaması ve bu yorumu izleyicilerine,
uyguladığı sanatın tekniğine uygun ve kalıcı
olacak biçimde aktarması sürecidir.
Çağrışım
kelimeleri: Evren parçası - yorumlama - kalıcı aktarma
Geçmiş olsun, işte
hepsi bu, tek cümle, şimdi biraz açıklama yapalım, demekki
sanatçı evreni kendi beş duyu organlarıyla algılayacak,
beyninde yorumlayacak, algıladığı evren parçasını
sanat tekniğini kullanarak kendi algıladığı biçimde
çağdaş olarak o yorumu bize aktaracak, aktarırkende,
sıkıcı, ilgi çekmeyen, sanat tekniğiyle uyumsuz olmayacak,
kısacası esere baktıracak, o sanattan anlayan gözler-kulaklar
için çarpıcı olacak, bir biçimde hoş ve albenili olacak-ki
dikkat çeksin. Hoş ve albenili olmak demekle güzelliği kastetmiyorum,
o sanat eserine duyarlı olan değerlendirici kitlesine hitap edip onun
dikkatini çekme yeteneği olacak, bu ise çirkinlik veya gariplik
öğeleri kullanılarak da yapılabilir. Eğer bu dikkat
çekicilik olmazsa sanata eserinin değerinin toplum tarafından
belirlenmesi çok uzun yıllar alabilir hatta hiç görülmeden atlanabilir,
değerlendirilmemiş bir sanat eseri olarak yok olur. Tabii
bahsettiğimiz evren parçası astronomik bir terim değildir,
örneğin insan sosyal yaşamıda evrenin bir parçasıdır.
Sanatın olmazsa olmaz iki şartı:
Aristodan beri günümğze
kadargelen estetik anlayış felsefesinin gelişiminde bir eserin
sanat eseri olabilmesi için iki şartı yerine getirmesi beklenmesi
konusunda görüş birliğine varılmıştır. Bunlardan
ilki 1-Mimezistir.
Mimesis kelimesi taklit etme kökünden gelmekte olup sanat eserindeki
öğenin aslından daha başka bir şeyi, veya bir duyguyu
tanımlaması anlamına gelir, buna bir örnek verecek olursak
mesela bir peysajın ön planındaki büyükçe bir taş parçası
mesela artık taş parçasını değil,
yalnızlığı, eskiliği veya dayanıklı olmayı
temsil etmektedir, yani aslında var olduğundan daha başka
şeyler o taş görüntüsünün anlamı haline gelmiştir. Yani
fotoğrafçı bir görüntü ile izleyicilerin aklında o görüntünün
temsil ettiği başka şeyler veya başka duygular
uyandırmalıdır. İkinci şart ise 2-Katarzisdir. Bu
ise insanda estetik bir
çoşku uyandırma yeteneği demektir, estetik çoşku evrensel
değerlerle uyumlu olmalıdır, bu değerler toplumların
zamanla evrimleşip gelişmesiyle değişir, sanat bu yüzden
toplumların gelişmesinde bir ölçü ve bu gelişmeye
yardımcı bir öğedir. Katarzisin kelime anlamı Arınma
anlamına gelir, Aristoya göre sanat eserini seyreden kişi büyük bir
çoşku duyar daha sonra duyguları dinginleşerek arınır
ve bilinci az yada çok bir üst seviyeye ulaşır anlamında
kullanılmıştır. Eski tanımlamaları bir kenara
bırakırsak Katharzisin bugünkü tanımı sanat eseri
karşısında duyulan coşku anlamına gelir,
tıpkı çok sevdiğimiz bir müzik parçasını dinlerken
duyduğumuz coşku gibi, buna çağdaş anlamda
mimeziside eklenınce karşımıza bir sanat eseri
çıkmaktadır. Teknik mükemmellik Katarzisin
oluşmasında izleyicilere yardımcı olur.
Burada Katarzis bize hangi
eserin sanat hangisinin olmadığı konusunda evrensel ve zamandan
bağımsız bir kavram olguda getirmektedir. Yani kathartik estetik
coşku bize günümüzde güzel olarak kabul edilen toplum değer
yargılarını değil, tüm zamanlarda bir estetik coşku
yaratması, yani 1000 yıl önce sanat eseri olarak kabul edilen bir
eserin bugünde sanat eseri kabul edilmesi gereğini getirir, Bu yüzden
bugün güzel olarak kabul edilen ön yargılar tüm zamanların değer
yargısı olmadığı için kathartik içeriğe sahip
sanat eserleri tüm zamanların sanat eseri yani gerçek sanat eserleri
haline gelir. Örneğin taş devrindeki güzellik kavramıında
insanların beğenisini kazanan kadın vücudu aşırı
şişman idi fakat bugün bu beğeni batı toplumunda
geçersizdir. Veya Afrika toplumlarında ince burunlu batılı insan
yüzleri çok çirkin olarak algılanmaktadır. Ama sanat eseri mimezis
ile zamandan bağımsız kathartik etkiyi bir araya
getirdiğinde sanat eseri olur. Buradan şunu çıkarabiliriz, sadece
günümüzde güzel olarak kabul edilen eserler, evrensel ve zaman bağımsız
kathartik etkileri üzerlerinde taşımadıklarında sanat
eseri sıfatını taşımazlar.
2-Sanat Eserlerinde Olması Gereken
Diğer Şartlar
2a-Kalıcılık. Sanat
eseri teknik olarak kalıcı olmalıdır, mesela Leonardo
daVincinin kendi yaptığı boyaların 5-10 yıl sonra
bozulduğunu düşünün, o zaman bu sanat eserleri olurmuydu? Veya Franz
Kafkanın Naziler tarafından yakılmış eserlerini
düşünün, yakılmadan önce bu eserler vardı ama şimdi?
2b-Orijinallik. Sanat
eseri sanatçının anlatmak istediği evrenin bir parçası
hakkındaki algılamalarını bize verirken o eser en
azından teknik olarak özgün-orijinal olmalıdır, yani daha önce
bu şekilde bir algılama aynı teknikle verilmemiş
olmalıdır, örnek vermek gerekirse ben Mona Lizaya benzer bir
kişiyi aynı gülümseyişle çizerken fırça darbelerimde
aslında ona olan platonik aşkımı belirtiyorsam, bu daVinci
taklitçiliği olur, ama bu eserdeki ana platonik aşk fikrini bir
daha kullanamayacağım anlamına gelmez ama o zaman bu
fikri verirken kendi modelimi kendi gördüğüm biçimde ve kendi
tekniğimle uygulamasını yaparak eserimi yaratmalıyım,
o gülümseyiş daVincinin platonik aşk mesajını
sunuş biçimidir, ben bir kol hareketi, bir dudak
ısırmasını aynı mesaj için değişik bir
teknikle uygulamış olurum, eğer yaptığım bu eser
sanat tarihi içinde doğru bir ekol veya çağdaş eğilimler
taşıyorsa bu bir özgün-çağdaş sanat eseridir. Bu yüzden çok
basit öğeleri kullanarak yapılan sanat eserlerinde orijinal olmak
daha zordur. Ama unutulmamalıdırki taklit sanatçının
asistanlık dönemlerinde tekniğini geliştirir, görüş
açısını büyütür, sanatçı toplumdan ve ustalarından
aldığı kültürel temel üstüne oturmaktadır sanatçı bu altyapısını
aşabildiği zaman bir sanatçı olur, bu yüzden esinlenmeler
aynı tekniği kullanmalar doğaldır, dünyada önceki bir
ustadan veya kendi ustasından esinlenmemiş bir sanatçı yoktur,
ama sanatçının eserleri kendine özgün olacak kadar
olgunlaşmıştır. Bu şart yerine gelmezse o eser
maalesef taklit veya tekrar olur, orijinal sanat eseri olmaz..
2c-Çarpıcılık. Sanat
eseri çarpıcı olmalıdır (Katharzis etkisi için), bunun için
sanat eserinin kompozisyonunun, düzeninin, renklerinin, ritminin albenili
olması gereklidir, ki sanat eseri değerlendirici kesim
tarafından algılanabilsin, dikkati çekilsin, bu şimdiye kadar
yapılmamış teknikler uygulanarak, gariplik, çirkinlik özelliği
kullanılarakta yapılabilir, ama en çok kullanılan güzellik,
hoşluk, estetik ve çarpıcı cümleler renkler öğelerdir.
Mesela Franz Kafkanın eserlerinde kullandığı teknik,
mekanların karmaşıklığı,
büyüklüğü ve can sıkıcılığı,
kişilerin kendi aralarındaki ilişkilerinin son derece alt
düzeyde hatta ilkel ihtiyaçlar düzeyinden öte geçmemeside
romanlarının çarpıcılığını
sağlayan özelliklerdendir, Kafka bu ilkel kişilikleri ve
mekanları kendisiyle toplum ve evrenle arasındaki ilişkileri
anlatırken traji-komik öğeler olarak kullanmaktadır.
2d-Çağdaşlık.. Sanat
eseri çağına uygun biçimde ve çağdaşlarıyla uygun
sanat ekollerinin birisine atfedilecek bir şekilde veya en azından bu
ekollerden birisine benzediği varsayılarak değerlendirilir.
Eğer bunlar uygulanamıyorsa Sanatçının sanat eserleri yeni
bir ekol sayılabilcek düzeyde (kalitede ve kantitede)
olmalıdır-ki sanatçının bu yeni sanat eserleri dizisi eski
ekollerle sürekliliği olan yeni bir ekol sayılabilsin. Eğer bu
ekoller o sanat eserine uygulanamıyorsa, veya sanat tekniğinde
ekoller çok belirgin değilse (Fotoğrafta olduğu gibi), o zaman o
eserler içerdikleri objelere görede sınıflandırılabilirler.
Doğa-Peysaj-Makro-İnsan-Sosyal-Şehir Peysajı-Evcil
Hayvan-Vahşi Yaşam-Infrared gibi.
2e-Evrensellik. Sanat
eseri evrensel olmalıdır, yani dünyadaki tüm sanattan iyi anlayan
değerlendiriciler tarafından zaman içinde ortak sanat değerleri
dizisinde yeri olduğu fikri ortak olarak benimsenmelidir, bu zaman
alıcı bir süreçtir, sanat eseri tüm dünyadaki sanat
değerlendiriclerinin beğenisini kazanmasını gerektiren
süreçlerden geçmelidir, ve bu yorumlar kalıcı olmalıdır bu
süreç aynı zamanda sanat eserinin Klasik bir sanat eseri
olduğu mertebesinide beraberinde getirir. Eğer sanat eseri tüm
yorumcular tarafından aynı düzeyde algılanmıyorsa veya
yorumcular yorumlarını ve ilgilerini o sanat eseri için zaman içinde
değiştiriyorsa o sanat eseri sadece beğenildiği zaman
süreci içerisinde Klasik olarak değerlendirilmez ama bir kısım
değerlendirici tarafından belli bir süre sanat eseri olarak
algılanıyorsa o zaman Popüler sanat olarak
değerlendirilir (Pop müzik gibi). Eğer bir sanat eseri yeterli sanat
değerlendiricilerinin değilde sanat bir kolu eseri ve tarihi
hakkında yeterli sanat değerlendiricileri kadar bilgisi olamayan
kişiler tarafından değerlendirilmiş ve sürekli değil
ama belirli bir süre için belli bir yerde büyük sayıda kişi
tarafından beğeni kazanmış eserler de Popüler sanat
ünvanını kazanır. Ama bir sanat eseri hemen her yerde tüm
yeterli sanat değerlendiricilerinin çoğunluğunun (hepsinin
olmayabilir) beğenisini her zaman kazanıyorsa o eser Klasiktir.
Eserin evrensel olabilmesi için tekniğine uygun ve evrensel olarak ortak
algılanabilecek şekilde yapılması gerekmektedir, böyle
sanat eserlerini Trabzondaki tüm değerlendiricler farkli
Cincinattideki tüm değerlendiriciler farklı olarak
algılıyorsa bu sanat eseri evrensel niteliğe
kavuşmamış demektir, hiç olmazsa bu iki şehirdeki bazı
değerlendiriciler eserin en azından belli bölümleri için aynı
algılamaları duyumsamalıdırlar
2f-Kişisel Devamlılık,
Sanatçının Evrimi.
Sanatçının eserleri en azından onun belli bir dönemi için, evren
parçaları hakkındaki görüşünü gösterir, insan doğasına
uygun olarak belli dönemlerinde veya tüm sanat yaşamı boyunca
eserleri onun bu görüş açısını yansıtır, yine
insan doğasına uygun olarak zamanla sanatçı değiştikçe
bu görüş açısıda değişebilir, genellikle bu
değişim sanatçının eski bakış açılarına
uyumlu bir biçimde olur. Yani bir sanatçının sanatı sürekli
olarak değişir. Bunu sanatçının gelişimi,
değişik evreleri diye adlandırmak mümkündür.
2g-Farklı
Kategorideki Sanat Eserleri. Folklorik veya bölgesel ve
tarihi sanat eserleri farklı kategoridedir, çünkü böyle sanat eserleri
yukarıda belirtilen sanat eserlerinin değerlendiricileride o bölgeye
veya o zamana ait olmalıdır, folklorik ve bölgesel bir sanat eserinin
dünyanin öteki ucundaki bir değerlendiriciye aynı
algılamaları vermesi beklenemez bu yüzden böyle sanat eserleri
içinden geldikleri kültür değerlerine göre değerlendirilmelidirler
mesela eski Çin müziği eserler bölgesel müzik sanat eserleridir,
bizim anlamamız beklenemez veya eski tarih çağlarında
yapılan eserler, mağara resimleri veya örneğin Eski
Mısır resimleri ve hiyeroglifleride o zamana ait ölçülerle
değerlendirilmelidir, çünkü o zamanlarda yazı harfleri bile sanat
olarak değerlendiriliyordu.
2h-Yayınlanma
Gerekliliği. Sanat eseri yayınlanmalıdır,
alıcıların-değerlendiricilerin yani tüm
insanlığın görüşüne sunulmalıdır,
yayınlanmamamış bir eserin anlamı eser eğer
imkansızlık nedeni değilde bilinçli olarak
yayınlanmamışsa o eseri yaratanın kişisel tatmininden
öteye geçmez, yayınlanmamış bir bilimsel araştırmadan
farkı yoktur. Bunu kaba ve komik bir örnekle çok güzel ekmek yapan bir
fırıncının ekmeklerini satmayıp bunu diğer ekmek
yiyen kişilerin (yani izleyicilerin) kullanımına
sunmamasına benzetebiliriz. Sanat eserlerinin eski yayınlanma
zorlukları (kitap bastırma, sergi düzenleme gibi) günümüzde
İnternet sayesinde büyük ölçüde aşılmıştır. Bugün
internet sayesinde sürekli bir sergi veya sergiler sahibi olabilr veya olan
sergileri izleyebiliriz, hatta sanatçının kendini geliştirmesine
yardımcı olması hatta hayatını kazanmasını
sağlayacak şekilde eserleri satabiliriz.
2i-Soyutlama, Değiştirme: Sanatçı
evreni kendi aklına göre yorumlamalıdır, tamamen orijinaline
benzeyen kayıtlar sanat değildir, Mimezis kuralının burada
işlemesi gereklidir, bunun için deformasyon, renk ve şekil
değişiklikleriden tutunda modern sanattaki gibi gerçeklikten tamamen
kopmaya giden metodlar kullanılmalıdır. Estetik kaygılar,
soyutlama ve saflaştırma, Aristonun Mimesis ve Katarsis mental
tekniklerine-kuramları gibi sanat teoriği ve estetik kurallar
uygulanır. Bu değiştirme sembolizm yani semboller
kullanılarak bazı kavramların yeniden
tanımlanmasınıda içerebilir.
(Dikkat ederseniz YARATICILIKTAN şimdiye kadar sözetmedik
çünkü gerek yoktu, bir mimetik veya katartik etkiyi yaratmak için
yaratıcılık zaten tek unsurdur, tüm bunları içeren bir
kavramdır.)
Bir eserin sanat olabilmesi için
yukarıdaki şartlerin tek tek veya bazılarının
değil bütün şartların birlikte yerine gelmesi
gerekmektedirki o eser sanat eseri olsun, şimdi sanatın
ayrımını daha iyi yapabilmek için birazda ne sanat
değildir diye ayrım yapalımki sanat kavramı kendi
yerini daha iyi belirlesin.
3-Ne Sanat Değildir
3a-Sadece
Güzel Sanat Değildir. Bu sanatçı veya sanat
değerlendiricisi olduklarını zanneden kişilerin en çok
düştükleri hatadır, sanat eseri yaratılırken
çarpıcılığı olsun diye olarak kullanılan güzel
şeyler kavramı ve tekniği o eseri sanat eseri yapmaz, sadece
güzel bir resim, fotoğraf, roman yapar, yukarıdaki sanat eseri olan
şartlarını taşımaz orijinal değildir,
sanatçının kişisel kendine özgü yorumunu taşımaz.
Unutmayalım zaten güzellik kavramı son derece subjektif bir
kavramdır. Eğer sadece basitçe bir algılama yerine
güzelliği estetik felsefe alanında tartışmak istersek
güzellik haz alma duyusunu veren insalığa özgü ortak bir duygudur. Günümüzde sanatları
belirleyenler ise sadece güzellik değil komik, trajik, yüce,
çirkin, iğneleyici, dehşet verici, hoş olmayan gibi
kategorilerde mevcuttur. (Negatif estetik ögeler) (FOTOĞRAF SANAT
İLİŞKİLERİ Dr.Ahmet İMANÇER) . Bu yüzden
fotoğrafçılar arasında devamlı olarak güzel fotoğraf
çekilmeye çalışılması sayının fazla olması
nedeniyle birbirini tekrarlayan hatta bazen sıkıcı eserler
ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Unutulmamalıdırki
güzellik Katharzis oluşturulmasında sadece yöntemlerden biridir, çok
çirkin veya rahatsız edici bir eserinde sanat estetiği içinde
kalması şartıyla Kathartik ve/veya estetik yönü bulunabilir.
Buradan güzel ve uygun olmaya çalışmayan eserlerin daha fazla ilgi
bulmaya başlaması bu nedenledir. Şeytanı yücelten Heavy
Metal müziği, toplumun ve kişilerin kötü yönlerini gösteren film ve
çizgi filmler sadece kendi ayaklarını çeken Amerikalı
bayan fotoğrafçı gibi. (Estetik burada sanatsal güzellik
anlamında kullanılmaktadırki bu günlük konuşmadaki güzellik
anlamında değil, sanatsal coşku uyandıran güzellik
anlamındadır)
3b-Sadece Hoşa Giden Kalıcı Kayıtlar Sanat
Değildir: Çünkü evrenin sadece hoşa giden bölümlerini
kaydetmek bir sanat eseri için yetersizdir, sadece hoşa giden bir
eser yaratmanın bir orijinalitesi yoktur, yaratıcılık
gerektirmez, değişik kişisel algılama ve bunu
sunmakta sadece hoşa giden kayıtlarda sanat olmayabilir. Mesela
herhangi büyük bir kırmızılıkla bir gün batımı
fotoğrafı veya resmini sanatçının kendi yorumu
olmaksızın çekmesi ve bunu sunması herkesin hoşuna gider
ama böyle bie eser ne orijinal olur nede altında bir
yaratıcılık yatar. Ayrıca hoşa gitmeyen hatta
rahasızlık verici sanat eserleride vardır, mesela Munchun
çığlık adlı tablosu gibi. Mesela yasal pornografide
hoşa gidebilir ama bu insanın düsünen korteks kısmına
değil alt beynine hitap eden ilkel duyguları etkilediği için ve
sanatın diğer tüm unsurlarını içeremeyeceği (özellikle
mimesis) için pornografi sanat değildir.

Edvard Munch
Çığlık
3c-Sadece
Çarpıcı Olan Şeyleri Sunmak Sanat Değildir, mesela
çok renkli bir çiçek fotoğrafı veya su altı ilginç balık
fotoğrafı veya çok ilginç bir roman veya film veya çok ilginç bir
tiyatro eseri, yukarıdaki nedenlerden ötürü sanatçının
kişisel ve çağdaş yorumunu taşımıyorsa bir sanat
eseri değildir, sadece ilginç bir eserdir.
3d-Sanatçının Kendi Yorumunu Taşımayan eserler
sadece belgesel nitelik taşıyan eserlerde sanat değildir sadece
belgeseldir, mesela savaş fotoğrafçılığı, toplumsal
tarihsel belge niteliği taşıyan her türlü çağdaş veya
sadece tarihi kayıt anlamı taşıyan eser.
3e-Sadece Orijinal Kayıtlar Sanat Eseri Değildir, mesela
5000 metre derinlikte yaşayan bir hayvan görüntüsü veya 5 milyar
ışık yılı uzakta bir galaksinin doğumuda veya
şimdiye kadar hiç kimsenin yazmadığı ilginçlikte
garipliklerle dolu olan bir eser sadece orijinaldir sanat değildir, ilginç
veya bilimsel-belgesel bir kayıttr.
3f- Sadece belgesel veya Basın
Fotoğrafları sanat değildir. Bakınız 3c 3d 3e
Ne kadar şartları varmış bu sanat eseri
yaratmanın değilmi? Ama iş bu kadar komplike değil, evrenin
bir parçasını ele alarak bu parça hakkındaki kendi
görüşünüzü, değer yargılarınızı, isteklerinizi,
evrenin bu parçasını algılanmasını istediğiniz
veya istemediğiniz (negatif mesaj) şekliyle, çarpıcı
vurgulayıcı biçimde yeniden işlemeniz, bu konuyu
algılanabilmesi kolay ve kalıcılığı olması
için tekniğine uygun biçimde işlediğinizde, ve bunu bir yolla
yayınladığınızda, sizde sanat yapıyorsunuz
demektir.
4- MODERN SANAT - ÇAĞDAŞ SANAT
Sanatta eski kuralcı değerlerin yıkılmaya
başladığı, sanatta yeni fikirlerin, deneylerin
yapılmaya başlandığı, eski sanat kurallarıyla
köprülerin atılmaya başlandığı 1860lı
yıllardan sonraki sanat akımlarına modern sanat denilmiştir
-nedense-. Soyutlamaların ve hatta
soyut sanatın ortaya çıktığı 1970li yıllardan
sonraki sanat akımlarına ise çağdaş sanat adı verilir.
Bazı eleştirmenler, finansal olarak zorluğa
düşmüş sanat sektörünün (Galeriler, müzeler, sahne salonları
vb.) bir pazarlama taktiğidir bu modern ve çağdaş sanat
tanımlamaları. Bu konudaki düşüncelerinizin duygusal ve
reflekssel tepkiler olmamasını umarak kararı size
bırakıyoruz.
5- SOYUT SANAT
Sanatçı bu yorumunda eğer eserinde yola
çıktığı evren parçasını ele alırken doğal
gerçeklikle bağını koparmışsa, eserini sadece
soyut ve simgesel şekil veya ses veya hareketlerle veya sesle
değiştirerek veriyorsa bu eserlere günümüzde modern sanat adı
verilmektedir.
Soyut sanatın kesin olan tek özelliği Non-Mimetik
olmasıdır, yani sanatın olmazsa olmaz iki şartından
biri olan mimezisi atabilmek için, mimezis yaratabilecek doğadan herhangi
bir görüntüyü kullanmamaya dikkat eder soyut sanatçılar.
6-SANATÇI KİMLİĞİ
Sanatçı kimdir? Bu yazının tümünde sanat denilince
güzel sanatlardan bahsettiğimizi hatırlatarak, basit olarak sanatçı, sanat
eser(ler)i üreten kişidir diye
tanımlayabiliriz, mesela bir müzik eseri üreten (muziği veya direkt
şarkı sözü) kişi müzik sanatçısıdır,
şarkı söylemek sanat yapmak değildir o şarkıyı
yani eseri yorumlamaktır, tekrarlamaktır veya toplumun hoşuna
gidecek şekilde sunmak ve pazarlamaktır, bir çalgı çalmak (ses
telleride bir çalgıdır) veya sadece güzel görünen mesela yorum
katılmamış heykeller yapmak sanat değildir, bir işi
tekrarını veya taklidini güzel yapmak sanat değildir, o işi
çok güzel yorumlamaktır, icra etmektir, virtüözlüktür, sanatın kendisini
üretmek değildir.
Sanatçıların özellikleri nedir? Sanatçı eserinde
kendi yargılarını ve duysal ve duygusal
algılamalarını kullandığı için, sanatçı bize
eserini yani evrenin bir parçası hakkındaki görüşlerini verirken
kendi penceresini kullanmaktadır, ayrıca sanatçı doğumundan
beri kültürel altyapısını edinirken kendi duyu
organlarını kullandığı, bunları beyninde
işlerken kendi beyin yapısını kullandığından,
sanatçının eseri sanatçı odaklı (sanatçı-merkezcil)
olmak zorundadır. Beynin algılama ve bunları işleme
yetenekleri Genetikle aktarıldığından sanatçının
ister istemez genlerini paylaştığı toplum parçasıyla
da ortak özellikleri vardır. Ayrıca sanatçı içinde yaşadığı
toplumdan daha değişik bir görüş açısında sahiptir,
ayrıca bu görüş açısının kültürel boyutu
toplumdan daha ileri ve daha boyutlu (daha geniş açıları
görebilen) ve değişken algılama uyum yeteneği
toplumdan daha fazladır (Plastisite). Sanatçı bunun için toplumdan
daha üstün özellikleri olan kişidir, evreni algılamalarını
değerlendirir, bunu bir eserine kaydeder, ve bunu topluma sunar, toplum bu
değişik görüş açısını değerlendirir veya
değerlendiremez, çoğu zaman toplum sanatçının
algılamalarını belli bir gecikmeden sonra algılayabilir
(fakir ölen ama bugün eserleri paha biçilmez olan sanatçılar), bunun
başlıca iki nedeni vardır, birincisi eser topluma mali
nedenlerden ötürü veya baska nedenlerden ötürü sunulmada gecikir veya
sanatçının içinde bulunduğu toplum sanatçının
değerlendirmesini, yorumunu anlayacak kültürel yapısıo gün için
yetersizdir.
Ayrıca buradan sanatçı içinde bulunduğu kültürel
değer yargılarını aşabilmiş, bunlara
dışarıdan ve değişik açılardan bakabilen bir
vizyona sahiptir, bu yüzden sanatçının içinde bulunduğu toplumla
kültürel çatışması sık rastlanan bir olgudur, sanatçı
değişik görüş açılarını edinebilmiş ve
farklı bir birey olduğundan sanatçının bireyselliği
ister istemez toplumla ilişkilerinde ön plana çıkar, katı
değer yargılarına sahip ve farklılığa hoş
gözle bakmayan toplumlarda sanatçının ve sanatın baskı
altına alınması beklenen bir olgudur, mesela yakın zamanda
bile totaliter mesela faşist, komünist ve teokratik idarelerle
yönetilen toplumlarda sanatçının bu bireysel görüş
açısına tahammül edilemez, çünkü sanatçının evreni
algılaması ve sunması hem yönetimden hemde içinde
olduğu toplumdan farklıdır, sanatçı böyle toplumlarda yola
getirilmesi gereken anormal bir birey olarak algılanır, yola gelmezse
yönetimin sıkılığına bağlı olarak susturulmaktan
yok edilmeye kadar varan yaptırımlar uygulanır. Estetik ögeler
sadece o ideolojinin yayılması için kullanılma amaçlı
olduğu için bu tür toplumlarda estetik ve sanat duyuları
sanatçılarda ve toplumda körelmeye başlar. Sanat sadece
sanatçının toplumdan mümkün olduğunca bağımsız ve
toplumdan mutlaka daha ileri bir görüş açısıyla verilen eserler
dizisi olduğu için daha demokratik ve daha çok insan haklarına sahip
olan toplumlarda sanat ve sanatçının kıymeti doğal olarak
daha çok bilinir, çünkü bu toplumlarda farklı düşüncelerin ortada
dolaşması daha kolaydır, ama bu sanatçı özgürlüğü ve
uygulama alanının bu -daha- özgür toplumlarda dahi sonsuz olduğu
anlamına gelmez. Mesela Nü konularını işleyen sanat
eserlerini toplumda her yerde her istediğiniz zaman ve istediğiniz
kadar özgür konularda bugün en özgürlükçü toplumlarda bile veremezsiniz.
Yanlız kesin olan şudur sanat özgür, bağımsız,
sağlıklı ve içinde yaşadığı toplumdan daha
ileri ve farklı düşünebilen beyinler ister.
Sanatçının evreni herkesten farklı
algılaması ve bunu kayıt haline getirmesi bu farklı birey
olgusunu kesintisiz bir süreç haline getirmesi kaçınılmaz bireysel
bir durumdur, örneğin daVincinin zamanında sapıklık olarak
değerlendirilen eserlerine eşdeğer günümüz eserleri yine
sapıklık olarak algılanılıp yine dışlanmak
istenmesi günümüzde normaldir, sanatçı toplumdan en azından
algılamasıyle farklı bir birey olduğundan bu bireyden hep
bir farklılık-gariplik beklenmesi ve buna tutuculuğun tepsinin
beklenmeside hiç sona ermeyecek bir süreçtir. Sanatçının ise tek bir
emniyetli çıkış yolu vardır, eserlerinin kayıtlarını
yok edilemeyecek biçimde çoğaltmak ve/veya belli bir süre için saklamak,
işte o zaman sanatçı ve eserleri ölümsüzlüğe
ulaşacaktır, yaptığı gerçekten sanatsa ismi en
azından insanlığın sonuna kadar saygıyla
anılacaktır. Bu anılmanın kelime anlamı ise sadece
sanatçı ve bilim adamlarına layık olan bir sıfattır Toplumun
öncüleri- Pioneers of the Society. Gemilerin burnuna gelen su
basıncı arkasına gelen su basıncından çok daha
fazladır, sanatçılar eser vermeye devam edeceklerse bu
basıncı ister istemez göğüslemek zorundadırlar. Ayrıca
her zaman suya sabuna dokunmayan eserler üretmekte çok kolay değildir.
Eğer sanatçı bu ekollerden başka ve evreni
diğer ekollerden farklı ve yeni ve daha çağdaş olarak
tanımlıyorsa o zaman o sanatçı büyük sanatçı
ünvanına hak kazanır. Çünkü o toplumda zaten öncü olanların
sanatçıların içindede öncüdür, yol göstericidir ve böylelikle bu
ünvana hak kazanır. Sanatçı sanatın tanımından ötürü 1-Evreni 2-Kendisini
3-Evrenin bir parçasıyla kendisi arasındaki
ilişkileri (dolayısıyla içinde bulunduğu toplumu ve
kültürü) yeniden tanımlamaktadır eğer bu tanımlamayı
daha önce hiçbir kimsenin yapmadığı biçimde yapıyorsa bu
sanat metodojisinde yeni bir adımdır, diğer sanatçılara
yeni bir metodla yukarıdaki 3 öğeyi yeni bir biçimde ele alma
şansını vermiş, bir bakıma onlara yeni bir zihinsel
teknik sunmuştur. Örneğin Empresyonizm, Sürrealizm, Dadaizm
akımlarını yaratanlar gibi.
6a- Sanatçıların
Ortak Kişisel Özellikleri:
Sanatçı (veya bilim adamı veya eskiden filozoflar) biraz
önce bahsettiğimiz özelliklerinden ötürü değişik bir
insandır, içinde yaşadığı toplum üyeleri
tarafından biraz garip nev-i şahsına münhasır
tanımından tutunda, ahlaksız, çatlak, deli ve manyak ve hatta
vatan haini tanımına kadar varabilecek tanımlamalara bazen
konu olabilmeleri normaldir, çünkü sanatçı doğayı ve toplumu
toplumun diğer üyelerinden farklı algılamaktadır,
bunuda eserlerine yansıtmaktadır, sanatçının içinde
yaşadığı toplumda kadar özgürse bu farklı
algılamaları o kadar fazla sindirebilir. İçinde
bulunduğu durumdan ötürü sanatçının toplumla olan bu
çelişkisi kendisi için tarihte örneğini bildiğimiz tehlikeli
boyutlarada ulaşabilir, bu sanatçının eserleri için kendi
belirledikleri bir sınır koymalarına neden olur, mesela Bitlis
ilimize giden bir fotoğrafçı orada nü çalışmak istemez,
veya Totaliter bir toplumda yaşayan sanatçı toplumun içinde
yaşadığı fakir ve acı dolu durumu yansıtması
sınırlıdır. Eğer bu sınırlar konulmazsa
toplum veya Devletlerin güçleri tarafından alıkonulur bu
alıkonulmaklada kalmaz eseri yok edilmekten başlayarak işkence,
linç veya idama kadar gidebilen tarihteki örnekleri hepimiz duymuşuzdur.
Bu yüzden totaliter toplumlarda eğer bu toplumlarda insan eğitim
sistemleride otoriteye karşı çıkamayacak gibi
yapılanmışsa bu toplumlarda sanat eserileri özgür ülkelere
nazaran daha az miktarda ve daha az suya sabuna dokunur niteliktedir, bugünün
demokratik bilinen bazı toplumlarında dahi otoriteye boyun
eğmeye önem veren eğitim sistemlerinden ötürü veya bunu empoze eden
tarihten gelen geleneklerinden ötürü sanat eserleri daha az verilebilmektedir
(Almanya, Japonya gibi). Doğal olarak her sanatçının
yukarıda belirttiğimiz çatışmalara sahip olmasıda
beklenmez.

Salvador
Dali
Son olarak sanatçıların sanatçı olabilmek için
birden fazla esere sahip olmaları gerekmez, tek bir sanat eseri
yaratmış olmak sanatçı sıfatını almak için
yeterlidir, mesela büyük edebiyatçı Cervantesin tek bir eseri
vardır; Don Kişot.
6b-Kötü Sanatçılar/Sanatın Kötüye
Kullanımı: Bunlardan kasdımız sanatın kötü yapılması
değildir o zaman yapılan sanat zaten kötü sanat olur, kötü
sanatçıdan kasdımız iyi sanat yapan fakat sanatını
başka amaçlar için kullanan mesela sosyal, politik, ideolojik, dini
amaçlar için sanatçı kimliğini bir kalkan olan kullanan
sanatçılardır. Bu onların sanat eserlerinin değerlerini
elbette düşürmez fakat sanatını başka amaçlar için
kullanmak ahlaki olmayan bir olgudur. Örnek vermek gerekirse Wagner
sanatını gerçekte varolmayan ve Saf Alman ırkını
temsil eden var olduğunu iddia ettiği ama aslında asla
varolmamış saf kan ve sofu bir hristiyan olan Alman Şövalyesini
(bilerek) konu almış ve Alman Faşist ideolojisinin sanatsal ve
düşünsel bir kolu haline gelmiştir.
Örneğin ülkemizde
sanatını bir ideolojiye adamış ve savunduğu
ideolojileri uygulayan ülkeleri bir cennet gibi tahayyül ederek milletine
ihanet derecesinde aktivitelerde bulunmuş ve tüm dünyada büyük
sanatçı diye kabul edilen kişiler, hatta sanatını
işlediği cinayetlere bir kalkan gibi kullanmak isteyen sanatçılar,
veya günümüzde tarihi gerçekleri olağanüstü derecede çarpıtıp
Almanların Türkiye Almanlarının ana yurtlarından biridir,
Hititler Almandı gibi zırva ırkçı teorilere ve ülkenin
bölünmesine yol açmaya çalışan aktivitelere bilerek veya bilmeyerek
yardım eden bu ülkelerden madalyalar alan yine dünya çapında
sanatçılarımız mevcuttur. Bu büyük sanatçıların
sanatçı kimliklerini ne yönde kullandıklarını ve ne gibi
davranışlara alet ettiklerini ve bunların ne kadar ahlaki / etik
olduklarını sizin görüşünüze bırakıyorum.
Bilim gibi sanatta kötü
amaçlarla veya amacından saptırılarak kullanılabilir. Sanat
kendi amacından başka sosyal iddialara kalkan olması için
kullanıldığında o kişilerin yaptığı sanat
kötü olmaz, kullanmaya çalışan sanatçı veya kişiler kötü olur.
7-FOTOĞRAF SANATI
Fotoğraf
sanatı: evrende var olan objeleri A-anlık hallerini
işlenecek öğeler olarak ele aldığı için B-Bunları
ışık ve renkleriyle değerlendirdiği için, ve
bunları C-Teknik öğesini durağan olarak kayıt ettiği
için, resim sanatının soyut olmayan kısmına dahil,
tekniği farklı olmak üzere resim sanatının bir yan
dalıdır. Soyut olmayan resim sanatından hemen hemen hiçbir
farkı yoktur. Fotoğraf sanatçısının tuvali
duyarlı yüzey (film veya digital duyarlı yüzey), fırçası
ise lensle ve diğer fotoğraf teknik elemanlarıyla kontrol edilen
ışıktır. Soyut olmayan resim sanatçısı gibi fotoğraf
sanatçısınında temel objesi evrenin bir parçasının
görüntüsüdür.
Fotoğraf sanatı Resmin yan dalıdır ama burada
vurgulamak gerekir, Fotoğraf sanatı Resim sanatının
içindedir, Resim sanatının değişik bir tekniği olarak
kendisidir, Resim Sanatı nasıl objeleri fırça darbeleri ve
boyalarla ister istemez değiştiriyorsa Fotoğraf
sanatıda objeleri en azından siyah-beyaz çekerek, veya renkleri lens
veya filmlerin özellikleri nedeniyle değiştirmesi
kaçınılmazdır, yani fotoğrafçının sadece film
veya lens seçimi bile orijinal objenin kopyasının eserde
değişik olarak görünmesini kaçınılmaz kılar.
Sayısal görüntülerin oranının çok arttığı
günümüzde bu değiştirmeler çok daha kolaylıkla
yapılabilmektedir, izleyiciyi ise sadece sonuç ilgilendirir. Bu yüzden
sayısal ortamda fotoğrafların özelliklerinin
değiştirilmesi ile değiştirilmiş veya değiştirilmemiş
orijinal fotoğraflar diye ayırım yapılması sadece
teknik anlamda anlamlıdır, sanat açısından
anlamlı değildir. Nesnelerin gerçek özelliklerini eserde değiştirmeden
zaten sanat olanaksız gibidir, bırakın lens özelliklerini siyah
beyaz fotoğraf bile çekmek nesnelerin gerçek özelliklerini eserde renk
özelliklerini ağır bir biçimde değiştirerek sunmak
değilde nedir?
Ayrıca Görsel sanat
teknikleri yeni bir kompozisyon gibi birliktede kullanılabilir,
örneğin bir Fotoğrafın üzerine, alanın bir kısmına
yağlı boya resim yapılabilir, hatta başka bir alana vitray
gibi cam parçaları yapıştırılabilir, veya alttaki
Fotoğraf görülebilecek şekilde Ebru sanatı uygulanabilir, veya
başka bir alana karakalem eklemelerde yapılabilir. Burada eğer
Sanat sıfatını taşıyacaksa sanat eserin bir
parçası değil bütünü olacaktır. Peki bu eseri görsel
sanatın hangi tekniği ile isimlendireceğiz? mesela eğer bir
Fotoğrafın üstüne bir yağlı boya alanı
eklenmişse bu Yağlı boya fotoğrafmı olacaktır
yoksa Fotoğrafmı? Kolayı var hangi Teknik baskınsa veya
hangisi daha çok alanı kaplıyorsa öyle isimlendirebilirsiniz, veya
sadece bu karışık bir sanat eseri diyebilirsiniz. Benim
kişisel fikrim bu işi eseri yaratan sanatçıya bırakmaktır,
eğer bu tanımlamada çok büyük hata yapmıyorsa tabii.
Modern resim gibi fotoğraf
sanatıda modern tarzda üretilebilir, modern sanatın tüm
gereklilikleri rötuş veya sayısal değiştirmelerle
fotoğraflarda uygulanabilir. Fotoğraf sanatı bazı
fotoğrafçılar ve değerlendiriciler tarafından donmuş
bir anın sanatı olarak tanımlanır halbuki fotoğraf
sadece bir anı sadece kaydetmekle kalmaz, teknik anlamda
yakaladığı anı alır ve geleceğe taşır,
sanat anlamında ise geçmişi o anda sanatçının
bakışına göre kaydeder ve geçmişin o ana kadar
getirdiği bu nesnenin özelliklerini geleceğe taşır.
Fotoğrafı çekilen nesnelerin veya kişilerin geçmişleri ve
gelecekleri hakkındada bize fikir yürütme ve hüküm verme şansı
verir. Bu yüzden fotoğraf sanatı asla durağan ve o anla
sınırlı kalan bir sanat değildir. Müziğin bize uzun sürede
anlattığı mesajı bize donmuş bir kayıtla verir
ama o kayıt hem geçmişi içerir (mesela bir ağaç
fotoğrafı çekerken onun geçmişinide verir), ve objelerin o ana
kadarki olan tarihsel ve kültürel anlamını yapılan kayıt
anından başlayarak zamanda kayıt olarak ileriye doğru
taşır ve bu ileriye taşınan zaman konusunda bilincimize
fikirler katar. Kısacası resim sanatını ister boyayla,
ister mozayıkla ister camla ister bir yere yapıştırılmış
kağıtlarla yapın veya isterseniz Fotoğraf tekniğiyle
yapın, Fotoğraf görsel sanatların ve bunun içinde resim
sanatının bir parçasıdır.
Bu konuda Fotoğraf
tekniğinde çok fazla kullanılan bir Komposizyon tekniğinden
bahsetmek gereklidir: Sanat eserinin ana fikrinin bitmiş olması
gerekmediği fotoğraf sanatı içinde geçerlidir,
değerlendiriciye eseri algılaması için ve hatta isteniyorsa
bitirmesi için alan bırakılabilir. Zaten her değerlendirici
kendi bilgisi ve değerleri ölçüsünde sanat eserini
değerlendirecektir, hatta o anlık ruh hali bile
değerlendiricinin eseri algılamasını değiştirir,
ama genel bir ortalama algılama düzeyini ele
aldığımızda eser ana fikri bitmiş hazır olarak
değerlendiriciye sunulması uygun olabileceği kadar, eserin ana
fikrinin teknik olarak yarım bırakılarak değerlendiriciden
eseri kendi subjektif değerlerine göre bitirmesi beklenebilir, bu
edebiyatta daha çok semboller ve anlatılması çalışılan
şeye benzer soyut veya somut öğeler kullanılarak
yapılır, Kolay değil gibi gözüküyor bu yarım
bırakma tekniği değilmi? Ama yinede sanat eserinin tümü olmasada
parçalarının birbiriyle uyumlu olması veya eser bitirilmeme
tercih edilmişse ilk parçalarının birbiriyle uyum içinde
olması gerekmedir. Tümden uyumsuzluğunda bir uyum olduğu
unutulmamalıdır. Ama bu kompozisyon tekniği
anlatıldığı kadar zor değildir ve Fotoğrafçılar
bunu ister istemez çoğu zaman kullanırlar. Mesela bir Peysajda, daha
spesifik olalım bir ağaç Fotoğrafında eğer bir
kısım ağaç tamamen gölgede kalıyorsa, ama ağacın
ayrıntıları belirgin diğer tarafları bizim
beynimizdeki ağaç imajını uyandıracak kadar yeterli ise,
biz o ağacın (veya gölgele kalan peysaj bölümünün)
eksik-karanlık görünen bölümlerini kendi beynimizde tamamlarız. Zaten
Fotoğraf tekniğinin başlangıcından beri Siyah-Beyaz
fotoğraflarda yeterli ayrıntı yaratarak, izleyicinin beyninde kendi
renkleri kendilerinin koyması olgusu sürekli ama zorunluluk olarak
mevcuttu.
Özet olarak İnsan beyni sınırları belirlenmiş ama tam
olmayan objeleri tamamlamak eğilimindedir, bu tamamlama beyinde daha önce
varolan bellek kullanılarak her kişiye ayrı olarak
yapılır, sanatçının bazı objeleri eksik bırakarak
veya karanlıkta bırakarak bu eksik kısımları
izleyicinin kendi belleğindeki verilere göre tamamlamasını
beklemesi en eski kompozisyon tekniklerinden biridir.
7-Fotoğraf sanatının Resim Sanatından
ayrıldığı yönler
7A-Daha Çok Ayrıntı Beklentisi
Fotoğraf sanatı
eserleri yaratılırken teorik olarak, en azından
duyarlı yüzey üzerinde minimum bir etki bırakabilecek kadar az bir
foton sayısı gerektirdiği için ve bu fotonlarda evrende gerçek
bir fiziki kaynaktan geldiği için (Güneş veya diğer
yıldızlar) fotoğraf sanatı hiçbir zaman soyut bir
sanat olamaz. Aksine Fotoğraf Sanatı evrendeki objelerden
yansıyan veya gelen ışığı kaydeden bir sanat
dalı olarak somut eserleri üretir. Bu somut objelerin renk veya
şekillerinin değiştirilmesinin ise Resimde olduğu gibi
Fotoğraf Sanatındada kuralı yoktur. Yalnız Fotoğraf
sanat eserinin içerdiği objelerin resimden biraz daha somut öğeler
içermesi beklenir yani elle kolaylıkla çizilebilecek ve boyanabilecek bir
eserin fotoğraf eserinde bulunması beklenmez. Mesela içinde çok fazla
obje içermeyen karakalem resim veya örnek olarak basit ışık veya
renkler gibi eserlerin Fotoğraf sanatı eserinde değil bir resim
tuvalinde olması daha mantıklıdır. Çünkü bu gibi eserler
için Fotoğraf tekniğine zaten ihtiyaç yoktur, ama böyle eserlerin
mutlaka resim tuvalinde veya kağıdında olmasıda bir kural
değildir. Sanatçı resimle yapabileceği bir eseri isterse
fotoğraf tekniğiylede yapabilir. Eskiden fotoğraf tekniği
yokken ressamların özellikle hatıra için resim yaptırabilecek
kadar zengin insanların resimlerini yaparken resimlerinin gerçeğe
mümkün oldukça yakın olması için verdikleri gayreti ve çektikleri
eziyetleri fotoğraf tekniği ortadan kaldırmıştır.
7B-Tekniğin Getirdiği Zorluklar
Yukarıda belirttiğimiz
gibi Fotoğraf Sanatının resim yapmaya nazaran teknik anlamda çok
büyük bir üstün tarafı vardır, buda sizinde takdir edeceğiniz
gibi objelerin en karmaşık görüntülerinin gerçeğine çok
yakın bir biçimde çok kısa bir zamanda kaydedilebilmesidir.
Fotoğraf sanatçısı bu üstünlüğü doyasıya
kullanır, yalnız bu üstünlüğü kullanırken aşması
gereken bazı ayrıntılı teknik engeller vardır,
bunlardan en önemlisi duyarlı yüzeylerin objelerden gelen
ışık miktarına ve resolüsyonuna insan gözünden çok daha az
hassas olması ve renk ve kontrast
farklılıklarının, paralaks hatası ve çeşitli
aberasyonların, persfektiflerin insan beyni korteksinde düzeltildiği
gibi kayıt yapılan duyarlı yüzeylerde düzeltilmemesidir.
Ayrıca fotoğrafçıların kullandığı
lenslerinde renkleri değiştirme, belli açıdan gelen
ışıkları sadece ışık parlamaları
şeklinde duyarlı yüzeye yansıtma gibi problemleri vardır.
Fotoğrafçı bu zorluk getiren hataları eğer sanatsal
amaçları için bilerek kullanmıyorsa bunların üstesinden gelmek
zorundadır. Halbuki resim yaparken gözümüz ve beynimiz tuval
yüzeyinide resmi yapılan obje gibi aynı fizyolojik kurallarla
algıladığı için bu zorlukların hiçbiri resim yaparken
yoktur. Resim sanatçısının en büyük problemi kalıcı
anlamda kaliteli boya kullanmak ve tuval, boya ve fırça özelliklerine
dikkat etmektir. Fotoğraf sanatçısı ise makinasının
kayıt alma özelliklerinin göz ve beyinin algılama özelliklerinden
farklılıklarıyla mücadele etmek zorundadır. Bunlar için
lens ve film seçimi en önemli fotoğrafçı seçimlerindendir,
duyarlı yüzeye düşen ışık miktarının
ayarlanması ve lenslerin özelliklerinden kaynaklanan istenmeyen
ışıkların kontrolu ise bu özelliklerin fonksiyonlarının
kontrolunda en önemli adımlardır.
8-Fotoğraf Sanatının Teknik Problemleri
Yukarıda belirtilen problemler içinde en önemlisi
duyarlı yüzeydir, filmlerde ve CMOS ve CCD gibi sayısal
kayıt yapabilen yüzeylerde renk doğruluğu için
fotoğrafçının yapabileceği tek şey renk doğruluğu
indeksi fazla olan duyarlı film veya sayısal makinaları
seçmektir, eğer renkleri sanatsal amaçları için
değiştirmek istiyorsa o sanatsal bir değiştirmedir. Film
kullanan fotoğraf sanatçısı çeşitli filmleri deneyerek en
beğendiği çözüme ulaşır. Renkleri etkileyen ikinci faktör
ise kullanılan lenslerdir. Lenslerin rezolüsyon (en ince iki çizgiyi
birbirinden ayırdedebilme özelliği) ve kontrsat gibi özelliklerinden
başka renkleri değiştirme özellikleri vardır. Bu yüzden
lens camlarının förmülleri, lens yapıştırma
(molding) teknikleri ve istenmeyen parlamaları azaltıcı lens
kaplama teknikleri lens üreten firmalar tarafından çok büyük bir
hassasiyetle gizli tutulur. Fotoğrafçı kendi lensini kendi
üretemeyeceği için bu lenslerin özelliklerini bilmeli ve kendi
beğenisine en yakın lens sistemlerini kullanmalıdır. Lens
sistemi diyoruz çünkü fotoğrafçı genellikle birden fazla lens
kullanmak zorundadır. Odak uzaklığı değişebilen
ve zoom diye adlandırılan lensler ise içindeki çeşitli lenslerin
odak uzaklığı mikrometrik bir hassasiyle korunması gerektiği
için ve zoom yapıldıkça bu odak uzaklıkları
çoğunlukla aynı hassasiyetle korunamadığı için lensin
kalitesi çeşitli odak uzaklıklarında değişir. Bu
yüzden zoom lensler her odak uzaklığında aynı kalite ve
resolüsyonda aynı kaliteyi tutturamazve çoğu profesyonel ve
sanatçı primer lens dediğimiz odak uzaklığı
değişmeyen lensleri tercih eder. Fotoğrafçılıkta lens
konusunda istisnaları çok olan bir kural şudur, bir lens sistemi
içerisindeki lenslerden en kötü primer lens en iyi zoom lensten daha iyi sonuç
verir.
9-Fotoğraf Sanatında Sanat içeriği şüpheleri
Fotoğraf
sanatının bir problemide fotoğraf tekniğinin tüm dünyada
çok yaygın olarak kulanılırken yukarıda
yaptığımız sanat tanımına uygun olmayan
fotoğraflarında çok miktarda üretilmesi sonucu fotoğraf
sanatıyla, hatıra amaçlı ve fotoğrafın çekildiği
anda sadece objelere mümkün olduğu kadar çok benzemesi
kaygısından başka sanat kaygısı taşımayan
fotoğraflarında birlikte üretilmesidir. Sanat kaygısı
olmadan üretilen bu fotoğraflar toplumdaki ortalama bir kişinin kendi
çektiği kalitedeki fotoğraflarla ve tekniğiyle Fotoğraf
sanatı amacı güden fotoğraflar arasında teknik olarak bir
ilişki kurup, Fotoğraf sanatı ürünlerini kendi ürettiği fotoğraflar
gibi algılaması sonucu tüm fotoğrafların sadece teknik düzeyde
algılanması ve kendisinde fotoğrafın bir sanat olup
olmadığı şüphesinin belirmesi kaçınılmazdır,
halbuki resim sanatında durum tam tersidir, yapılan tüm resimler bir
sanat ürünü veya sanat ürünlerinin taklidi veya reprodüksüyonu olarak
algılanır. Çünkü fotoğraf tekniğinin
kolaylığı sonucu toplumdaki ortalama kişiler hatıra
olarak kalmasını istedikleri görüntülerin resmini yapmazlar çünkü
çoğunlukla yapamazlar ama kolayca fotoğrafını çekebilirler.
Fotoğraf tekniğinin getirdiği bu kolaylığın
üstünlüğü Fotoğraf sanatınında aynı kolaylıkla
yapılabileceği imajını ortalama topluma verir, hatta
o kişilere bende fotoğraf çektim şimdi bende
sanatçımıyım? fikrini ortalama kişiye verir. Bu
kişiler çoğunlukla resim yaparlarsa mutlaka veya hemen hemen bir
sanat eseri olacağı fikrini de taşıyabilirler..
Halbuki aynı olgu resim tekniği içinde aynen geçerlidir,
Fotoğraf tekniği kullanılmadan önce Resim yaparak para kazanan
ressamların çoğu sanat kaygısı
taşımaksızın, zamanında zengin kişilerin-yerlerin
görüntülerini ileriye aktarmak için, sadece gerçeğe benzemesi
kaygısını taşıyarak resimlerini yaparak para
kazanmışlar, ama bunlardan sadece tekniği mükemmel olan ve
resimlerine kendi yorumunu katmaktan çekinmeyenler sanatçı
sıfatını kazanmışlardır. Ama Fotoğraf tekniği
bu üstünlüğüyle ressamların gerçeğe benzetme
kaygısını taşıyarak yaptıkları resimlerin
gerekliliğini ortadan kaldırmıştır, nitekim
Fotoğraf tekniği yaygınlaştıktan hemen sonra Fransada
sadece orijinale benzetme kaygısıyla resim yapan ve
hayatlarını kazanan ressamların çoğu
fırçalarını kırarak ve Bu iş bitti diyerek,
Fotoğraf tekniğinin sadece gerçeğe benzetme yönünün
üstünlüğüne dikkat çekmişlerdir. Halbuki işin sanat yönü tamamen
değişik bir olgu ve tanımlamadır ve orada beklemektedir.
Ister yağlı boya teknikleri gibi diğer resim teknikleri veya
Fotoğraf tekniği gibi.
10- Fotoğraf Sanatında Olması Gereken
Sınırlar
Doğal olarak özgürlüklerimiz diğer insanların ve
doğal varlıkların özgürlüklerinin başladığı
yere kadar sınırlandığına göre Fotoğraf çekerkende
bazı sınırlarımız vardır bu sınırlarda
evrensel ahlak ve etikle sınırlıdır, bu evrensel ahlak ve
etikle gelen kişisel görüşlerim şunlardır.
- Milli güvenliği ilgilendiren sakıncalı yerler.
- Kendi Fotoğrafı veya mülkü çekilen kişinin veya velisinin veya kurumun buna razı olmaması.
- Doğaya zarar veren veya dengesini bozan çekimler yapılması.
Üçüncü
şıkka örnekler vermek gerekirse:
-Ender
bulunan bir bitkiyi veya bulunduğu ortamda estetik bir değeri bulunan
çiçeği kopararak çekmek.
-Sürü
veya yuvayı rahatsız ederek oluşturulan korku ve
rahatsızlıkla hayvanların
davranışlarının değişmesine neden olmak.
-Yumurtadan
çıkan deniz kaplumbağalarını çekerken flash veya
ışıklarla yavruların yönünü şaşırtmak
-Beslendikten
sonra dinlenmekte olan bir sürünün arasına girerek sürüde genel bir panik
ve alarm havası oluşturarak, sürünün ani olarak kaçmasına
böylece sürünün ve ayrıca beslenen ve tahlikeden korunması
gereken yavruların zarar görmesine neden olmak
-Çekim
yapmak için özellikle yavruların olduğu hayvan aile ve sürülerinin
yuvalarının zarar görmesine veya ölmelerine neden olmak (mesela
paniğe kapılan yavruların yuvadan kaçarak veya düşerek
tehlikelere açık hale gelmeleri gibi)
-Hayvanların
fiziksel veya manevi acı çekmelerine, flaş
ısığıyla şaşırmalarına neden olmak
-Doğa
kirliliğine neden olmak (Örneğin milyonlarca yılda
oluşmuş mağara oluşumlarının flaşla
fotoğrafını çekerek, kimyasal tepkimeye neden olmak gibi
-
.Bu
örnekler çoğaltılabilir
Ayrıca
unutmayalımki Flaş ışığı veya yapay
ışıklar doğada karanlık alanlarda her zaman bir
ışık kirliliğidir. Boyaları devamlı flaş
patlamalarından zarar görebilecek yağlı boya tarihi eserlerden
ve mağara oluşumlarından tutunda, karanlık alanlarda
yaşayan mağara canlıları veya inlerdeki yavrular veya
yarasalar veya karanlıkta doğum yapan veya yavrularını
karanlıkta saklayan hayvanlar gibi doğa varlıklarında
flaş ışığı onlar için travmatik ve hayvan veya
sürü için paniğe neden olabilecek vaya yönlerini şaşırmalarına
neden olacak türden bir kirliliktir.
11- Fotoğraf
çekerken sorumluluklarımız.
Fotoğraf
çekilirken eğer çekilen mekan ve içindeki kişiler bir kurum ve
çalışanları ise mutlaka fotoğrafı çekmeden önce
sorumlu kişiden izin alınması gerekmektedir, üstüne
bağımlı kişilerle genellikle muhatap olmamaya
çalışın çünkü size izin vermek onlara daima sorumluluk
getirecektir, bir kurumda daima izin alabileceğiniz en yüksek yerden izin
almaya bakın, en üstün izin vermesi tamamen onun sorumluluğunda olup
bunun için genellikle hesap vereceği makamın genellikle bu işten
haberi bile olmaz. Mesela bir tren istasyonunda çalışacaksanız
mutlaka istasyon müdürünü bulmaya çalışın, onu
bulamayacağınız kesinleşirse ve vaktinizde darsa o zaman
müdür yardımcılarına başvurun.
Birey
olarak kişilerin fotoğrafını çekecekseniz
fotoğrafını asla gizlice çekmeye çalışmayın,
eğer çekmişseniz bir tepki görmeye ve özür dilemeye
hazırlıklı olun, tanımadığınız bir
kişinin fotoğrafını çekmeden önce mutlaka sorun, ona
ilkönce arkadaşca yaklaşın, selamlaşın, ve
fotoğrafı sadece sanatsal amaçlı çektiğinizi gözlerine
bakarak ve açıkça söyleyin. Eğer gerekirse basın mensubu
olmadığınızı, fotoğrafınızı basına
vermekle alakalı bir durum olmadığını sadece kendiniz
için güzel fotoğraflar çekmeye çalıştığınızı
açıkça belirtin, unutmayın kişilerin
fotoğraflarının ne amaçla çekildiğini bilmeye hakkı
vardır. Eğer tutucu bir çevrede olduğunu
düşünüyürsanız ona göre önlem alın, örneğin oturan bir
bayan topluluğun fotoğrafını çekmeye
çalışıyorsanız varsa yanınızdaki bayan
arkadaşlarınız vasıtasıyla onlardan izin almayı
deneyin, bayanlar bayanlarla daha kolay ve çabuk iletişim
kuracaklardır. Başka bir örnek olarak bir köyde çekim yaparken o
köyün sakinlerini tanıyan bir kişiyle yanlarına gitmeniz onlarla
daha rahat iletişim kurmanızı sağlayacak, köyü tanıyan
kişi onlara daha uygun bir dille sizin amacınızı sizden
daha iyi ve onlara göre daha açık bir dille anlatacak ve onların daha
çabuk rahatlamasını sağlayacaktır..
İlke
olarak kesin bir dille eğer izin alamazsanız asla ısrar etmeyin,
daha sonra başka bir yetkiliyi veya o kişiyi tanıyan bir
kişiyle denemeyi düşünebilirsiniz. ama bu izin alamama kesin bir
dille yapılmamışsa o zaman konuşarak kişilerle
yakınlık kurmaya çalışın, konuşarak
yakınlık kurma sizin konuşma yeteneğinizle ve
kişiliğinizle orantılı olarak kısa veya uzun bir zaman
alabilir, bu konuşma sonrası yine izin alamazsanız, o gün için
denemeden vazgeçip başka etik olan planlar yapın.
Unutmayın
Osmanlı döneminde ve hatta Cumhuriyet döneminde bile fotoğrafı
çekilen kişinin ruhunun fotoğrafın içine hapsolacağı
gibi inanışlar vardı, ayrıca her kim olursa olsun
fotoğrafı çekilen kişinin fotoğrafının neden
çekildiği konusunda her zaman kesin bir fikri olması hakkı
vardır.
Fotoğrafları
çektikten sonra çekilen fotoğrafın bir kopyasını
fotoğrafı çekilen kişi veya gruplara göndereceğinizi
söylemeyi ve bunu en kısa zamanda gerçekleştirmeyi unutmayın, bu
bir jest değil, fotoğrafının nasıl çekildiği
konusunda kişilere bilgi veren bir fotoğrafçı sorumluluğudur.
Daha sonra fotoğraf çekilirken bu size ve diğer
fotoğrafçılarada yardımcı olacak bir sorumluluktur.
Ek- Profesyonellik ve
Amatörlük
Bu
kavramlarda çok karıştırılan kavramlardandır,
profesyonelin kelime anlamı o işten mühim oranda para kazanan veya
hayatını tamamen o işten kazanan anlamına gelir, amatör ise
o işi zevk için yapan paranın ikinci planda veya hiç
olmadığı bir uğraşı yapan anlamına gelir.
Ülkemizde ustalık veya acemilik kavramları yerine
kullanılabilmektedir, halbuki kullandığı bir fotoğraf
makinasının özelliklerini bile anlamayan, pozlama ve diyaframın
farkını bile bilmeyen fakat sağdan soldan veya deneme
yanılma metoduyla başkalarının fotoğrafını
çekerek hayatını kazanan bir fotoğrafçı profesyoneldir,
fakat hemen her türlü teknik bilgiyi bilen, her türlü zor ışık
şartında harika fotoğraflar çeken fakat bu işten elle
tutulur bir para veya hiç kazanmayan bir fotoğrafçı ise amatördür. Bu
kavramların karıştırılma nedeni ise basittir, çünkü
hayatını bir işten kazanan bir kişiden o konuda daha
bilgili ve yetkin olması beklenir, ama bu fotoğrafçılıkta
durum yukarıda verdiğimiz örnek gibi ülkemizde ve dünyada bazan
tamamen ters orantılı olabilmektedir
.
FOTOĞRAF
ÜZERİNE ÖZLÜ !! SÖZLER
-Çoğu
sanat fotoğrafı, edebiyat hariç herhangi bir sanat dalından çok
daha fazla mesaj taşır, örneğin ayrıntıları
belirgin bir peyzaj fotoğrafı bir senfoni veya uzun bir müzik
parçasından çok daha fazla mesaj taşır, ayrıntıda hiçbir
resim fotoğrafa ulaşamaz.
-Fotoğrafı
duvara astığınızda her zaman sizinledir, onunla olmak için
kapağı açmanız, veya bir düğmeyi çevirmeniz gerekmez, o her
zaman size bakar.
-Fotoğrafa
baktığınız zaman o sizi hemen başka bir mekana
taşır, eğer fotoğraf iyiyse bu büyülü bir mekandır..
-Bir
manzara fotoğrafını anlamak için genellikle kendinizi vizörün
arkasına veya manzaranın içinde hissetmeye çalışmanız
yeterlidir, o sizi hemen oraya götürecektir ..
-Hareketli
görsel sanatların ses hariç her görüntüsü aynı zamanda bir
fotoğraftır
-Etkilendiğiniz
bir manzara fotoğrafı sizi hemen içine alır.
-Etkilendiğiniz
bir insan fotoğrafı sizi kolayca fotoğrafçı ile aynı
duygulanım içerisine sokar..
-İyi
bir fotoğrafın verdiği estetik haz seyircinin beyninin görsel
yetenekleri ve kültürüyle sınırlıdır..
-Iyi bir
fotoğraf sanatçısı olmak için basit bir fotoğraf
makinası yeterlidir.
-Fotoğraf
aletlerinin teknik ve mekanik özellikleri özellikle erkeklere teknik bir
doyum/haz duygusuda verir..
-Makro
fotoğraflar sizi çok ilginç başka bir mikro boyuta/evrene
taşır.
-Hiç
siyah/beyaz bir sanat fotoğrafına keşke bu fotoğraf renkli
olsaydı dediğiniz oldumu? Siyah/beyaz fotoğraf şekilleri
sizin beyninizde varolan renklerle birleştirir.
-Flu bir
sanat fotoğrafına keşke bu fotoğraf daha net olsaydı
dediğiniz oldumu? Bazan fluluk beyninizde daha çok netlik sağlar,
bazan fluluğun görünmeyen arkası beyninizde zaten var olan kendi
hayallerinizi görmenizi sağlar.
BÜYÜK FOTOĞRAF
SANATÇISI ANSEL ADAMS HAKKINDAKİ YORUM SAYFASI İÇİN LÜTFEN
TIKLAYINIZ
ANSEL ADAMStan bazı deyişler.
-You don't take a
photograph, you make it. (Fotoğraf çekmezsiniz, yaparsınız)
-There are
always two people in every picture: the photographer and the viewer. (Her resimde her zaman
iki kişi vardır: Fotoğrafçı ve izleyici)
-There are
no rules for good photographs, there are only good photographs. (İyi fotoğraf
için kurallar yoktur, sadece iyi fotoğraf vardır)
-Twelve
significant photographs in any one year is a good crop. (Bir yılda 12
önemli fotoğraf iyi bir is çıkarmaktır),
-A photograph is usually
looked at,seldom looked into. (Bir fotoğrafa genellikle
bakılır, ender olarak görülür)
-A photograph is not an
accident, it is a concept. (Bir fotoğraf kaza ile
çekilmez, o bir kavramdır)
-Simply look with
perceptive eyes at the world about you, and trust to your own reactions and
convictions. Ask yourself: "Does this subject move me to feel,
think and dream? Can I visualize a print - my own personal statement of what I
feel and want to convey - from the subject before me?
(Basitçe kendi
dünyanıza algılayıcı gözlerlerle bakın, kendi
tepkilerinize ve inanışlarınıza güvenin. Kendinize sorun:
Bu konu beni düşündürüyor, hayal ettiriyor ve
duygulandırıyormu? Önümdeki konudan hissettiğim ve iletmek
istediğim gibi gibi kişisel duygularımın
tanımlanmasının yapıldığı bir
baskıyı hayal edebilirmiyim?)
______________________________________________
FOTOĞRAF SANATI
LİSTEMİZ
Fotoğraf
sanatı eposta listesine katılmak isterseniz aşağıdaki
-listeye katıl-satırına veya fotoğrafa tıklayarak üye
olabilir, tartışmalara katılabilir ve aklınızda
bulunan yeni konuları tartışmaya açabilirsiniz. Eğer güzel
sanatlar anlamında az yada çok fotoğrafla ilgileniyorsanız
lütfen listemize katılın.
-->
Size yahooda bir eposta gelecektir, bu e-postadaki linke
tıkladığınızda yeni bir sayfa açılacaktır,
eğer yahooda bir hesabınız yoksa ve yahooda bir hesap açmadan
listeye katılmak istiyorsanız Join the group linki yerine
e-postanın en alt satırdaki (As an alternate option, you may join
the mailing list instead) satırına tıklayarak yahooya üye olmadan
listeye katılabilirsiniz Yahoo gruplari için bilgisi olmayanlar için
not: Bu listelerin parayla pulla hiç bir ilgisi yoktur. Bu liste sadece
fotoğraf sanatı hakkında fikir alışverişi ve
kendinizin veya başkalarının fotoğraf ile ilgili sanatsal
çalışmaları, ileri fotoğraf tekniklerini paylaşmak
için bir listedir.
Bazı
tanımlar:
Fotoğrafın
anlamı = Işıkla Çizmek (Photo=Photon=Işık)
(Graf= Grafik= Yazma, Çizme)
Ressamın
Fırçası Fotoğrafçının Lensine denk gelir
Ressamın Tuvali
Fotoğrafçının Filmine Duyarlı Yüzeyine denk gelir, Film,
CCD, CMOS
Ressamın
Boyası: Duyarlı yüzeyin renge verdiği tepkime sonucu
oluşturdukları renk kalitesi, ve lens/flash filtreleri, banyo süresi ve
kalitesi, baskı süresi ve kalitesi, baskıda oynamalar veya
PhotoShoptaki renk oynamalarına denk gelir
______________________________________________
Can BAYTAN,
FOTOFORUM Trabzon
Fotoğraf Sanatı Derneği ( http://www.fotoforum.org.tr/ )
ve,
TFSF - Türk
Fotoğraf Sanatçıları Federasyonu ( http://www.tfsf.org/ ) üyesi.
___________________________________
Bu yazıdaki tüm
fikirler Dr. Can Baytana aittir, yazının tüm sorumluluğu ve
hakları yazara ait olup, kaynak gösterilerek cümleler alınabilir, ve
yazardan izin sorularak ve kaynak gösterilerek yazının parçaları
kullanılabilir.
___________________________________
10.01.2006
Not: Dahi anlamına gelen da ekleri
TDKnın de daları ayrı yazma kuralına yazar
tarafından katılınmadığı için bitişik olarak
yazılmıştır, bir imla hatası değildir..
http://www.masters-of-photography.com/
dan Büyük Fotoğrafçılar ve onlar hakkındaki kişisel tek
cümlelik yorumlarım
ANSEL ADAMS = The one and the
only
Karl Blossfeldt = BW macro
Lewis Hine = amerikan sosyal
Yousuf Karsh = Portre, harsh reality
William Klein = Duygu ekspresyonu
Koudelka = Mesaj oryente
Lange = Büyük depresyon
belgeseli
Laughlin = Kompozisyon oryente
Levitt = Kadın Gözü
Meatyard = Doğal
Shore = Cultural
STIEGLITZ ve
Sommer= Rahatsiz edici
Sinema
sanatını her zaman Fotoğraf sanatı ile yanyana görüyoruz,
sinemacı arkadaşlar kendilerini doğal olarak fotoğraf
sanatına yakın hissediyorlar, bunu nedeni nedir? Hatta sinema
sanatı nedir? Zaman zaman 7inci sanat diye adlandırılır,
bu 7inci sanatın içeriği nedir? Bu yakınlık sinemanın
melez/hibrit veya multidisipliner diye adlandırabileceğimiz bir sanat
olmasından kaynaklanır, yani sinema birden fazla sanat kolunun
birleşmesiyle oluşmuş bir sanattır, sinema sanatını
oluşturan 4 temel sanat vardır, bunlar:
1-FOTOĞRAF
Teknik
olaral fotoğraf zaten sinemanın alt yapısını
oluşturmaktadı çünkü film arka arkaya çekilmiş fotoğraf
karelerinin birleştirilmesiyle oluşmuştur (Bir
fotoğrafçı tarafından çekilmiş bir atın yürüyüşü
karelerinin kutu gibi bir cihazla gösterilmesiyle idi ilk sinema filmi, daha
sonra perdede gösterilen ilk film bir trenin gara girmesidir), yani sinema
filminin her bir karesi veya filmde tek bir görüntü oluşturan fakat birden
çok daha fazla karesini tutan çeşitli tek-tek görüntü birimleride bir
fotoğraftır, bunların herbiri fotoğrafik görüntü
özelliği oluşturur. Sonuçta fotoğrafa daha uzun zaman boyutu
eklenerek sinema oluşturulmuştur. Unutulmaz filmlerden akılda
kalanları bir düşünün, çoğu aslında birer fotoğraf
karesidir değilmi? Bu yüzden fotoğraf sinemanın ana ve
vazgeçilmez teknik öğesidir, (İşte bu yüzden bir
fotoğraf yönetmeni olmadan çekilen çoğu erkenTürk filmleri böyle kötü
açılarla ve görüntülerle doludur). En basit-ilkel
sinemayı yapmak için ardarda çekilmiş fotoğraflardan başka
birşey gerekmez, mesela fotoğraf makinasını bir tripodda
yerinden oynatmadan 15 dakikada bir deklanşörüne basarak bir çiçeğin
açma filmini yaratabiliriz.
2-TİYATRO
Sinemaya
insan eklenince ve buna birde zamanla konu eklenince doğal olarak sadece
fotoğraf karelerinden oluşan sinemaya sahne sanatlarıda
eklenmiş oldu (Performing Arts), çünkü bu insanlar sinema çekilirken
doğal olarak hareket etmiyor kamera karşısında rol
yapıyorlardı. Eski tarihi tiyatronun kayda geçirilmiş hali
artık sinema idi, peki ya dans? Onuda eklemek gerekmezmiydi? Öylede oldu..
3-EDEBİYAT
Eh
insanlar rol yapacaklardıda bunun bir hikayesi olmayacakmıydı?
Elbette olacaktı, bununda en kolay yolu olarak ilk filmlerin sinema
geliştikçe bir romanı konu alması yolu
kaçınılmazdı ve böyle oldu, ancak romanlardaki uzun uzun
hikayelerin en fazla 2-3 saatlik filmlere uyarlanması, bazı
romanlardaki sonu gelmez uzun konuşmaların düzenlenmesi, romanlardaki
sonsuz hayal gücüne dayalı mekanların sinemada teknik özelliklerin
sınırlarına bağlı olarak düzenlenmesi gerekiyordu, tüm
bunların düzenlenmesi için konu olan romana bağlı yeni sinema
metinlerinin oluşması zorunluluğunu gerektirdi yani senaryo
metinleri ortaya çıktı. Bundan sonraki adım ise önceden
yazılmış bir edebi ürüne bağlı olmayan orijinal sinema
senaryo metinleri oluşturmasıydı.
4-MÜZİK
İlk
olarak sinema sessizdi, seyirciye birşeyler anlatılması sadece
hareketler ile mümkün olmayınca, sadece hareketler anlatım için
yetersiz kalmaya başlayınca seyircilere, birkaç kelimeden oluşan
kolay okunabilir kısa süreli metinler gösterilmeye başlandı, ama
plaklar ve teknoloji ilerleyince sinema kareleriyle senkronize diğer
kayıt teknolojileri çıkmaya başlayınca, bu metinler sesli
hatta müzik eşliğinde verilmeye başlandı, bazı
meşhur eski sinema artistleri bu sesli sinemayı kabul etmeyip sinema
sanatını bile terkettiler (Charlie Chaplin-Şarlo). Ama teknoloji
sinemanın kalbini oluşturuyordu, ses teknolojileri gittikçe
gelişti ve kaliteli ses sağlayan ve konuşmaları çok güzel
ve senkronize olarak veren bu teknolojiye müzik eklenmesi düşünüldü.
Böylelikle müzik sanatıda sinemaya eklenmiş oldu, hatta sinema
kendine ait müzik sanatları eserleri bile vermeye başladı.
(Sinema müzikleri/albümleri).
Buradan
son olarak Fotoğrafın teknik orijinini ve altyapısını
oluşturduğu Sinema sanatçılarına ve sinema severlerlere
fotoğrafçı olarak selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz.
EK 2: KÜLTÜR TANIMI
HAKKINDA
Bazı
yerlerde kültürün tanımının yapılmasında zorluklar
olduğunu gördüğümden kültürün tanımınıda burada
yapacağım.
Kültürün
tanımı: Kültür
belirli bir insan topluluğunun geçmişten günümüze kadar gelen bilgi
birikimidir.
-Bu
insan toplulukları milyarlarca kişiden oluşabileceği gibi
birkaç yüz kişilik bir topluluğun kültürüde olabilir. (Çin kültürü
veya amazon ormanlarında yeni keşfedilmiş bir kabilenin kültürü
gibi).
-Kültürün
en önemli öğesi ve dışa vurumu dil (lisan) dır.
-Kültür
yaşayan bir varlıktır, kültürün kayıt edildiği ilk yer
o kültürdeki insanların beyinleridir, yazı gibi diğer kayıt
tekniklerine geçilmeden önceki zamanlardaki kültürler kaybolmuş veya günümüze eksik
gelmiştir.
-Kültür
diffüze olur yani diğer kültürlere yayılır, kültürel
etkileşim insanların seyahat ve haberleşme oranıyla do. (İngilizcedeki
veya Türkçedeki yabancı kelime oranlarına bakınız).
- Kültürler
zayıflar hatta ölebilir. Yanlış sosyo-ekonomik politikalar
dolayısıyla zayıf ekonomi ve zayıf teknoloji yaratma
özelliğine sahip Türk kültürü mesela bir yılda İngilizceden daha
doğrusu Amerikancadan yüzlerce yeni sözcük almasına rağmen,
İngilizcedeki Türkçe sözlükler çok az sayıda ve
sınırlıdır (Yoğurt, Şiş kebap, Balkon, Divan
vs.). Bunun suçlusu be Türkçesi varolmayan yabancı sözcükleri kullanmayan
bireyler değil, zayıf sosyo-ekonomik durumdan ötürü oluşmuş
sosyal yapı bunun sorumlusudur. Sonuç olarak Türkçedeki yabancı köklü
kelime oranı devamlı artmakta ve Türkçe devamlı
zayıflamaktadır.
-Ölen
kültürler ise sadece ne kadar kayıt edilebilmiş ise sadece
kayıtlarda kalır, mesela İtalyaya yerleşmiş Roma
imparatorluğunun çekirdeği bir Türk kültürü olan Etrüsk kültürü gibi.
-Tabiiki
dilden başka kültürel öğeler olduğunu unutmuyoruz. Türk
kültüründen yola çıkarsak, bizi Türk yapan her şey kültürdür buna
İnsan ilişkileri, elbiseler, yemekler, davranış biçimleri
gibi bu örnekleri uzatabiliriz.
Herkese
sevgiler.
Can
Baytan.
Bu
belgeyi kaynak göstermek-belirtmek şartıyla tüm
Fotoğrafçılar kullanabilir.
Can
Baytan
