Yazan: Dr. Mustafa Reşat
Sümerkan
Not: Konu ve Tema 1 (Görsel Sanatlar) ve Konu
ve Tema 2 (Fotoğraf) makaleleri birleştirilmiştir 2. linke gitmenize gerek
yoktur, Fotoğraf konusuda bu makalenin aşağısında bulunmaktadır.
ANLATIM AÇISINDAN KONU VE TEMA - 1
“Görsel Sanatlar”
Görsel sanatlar alanında, üzerinde
çalışılan esere sınır ve kapsam oluşturacak her hangi bir konunun seçimi ve
irdelenmesi pek de derinlemesine düşünülmeyen, deyim yerindeyse geçiştirilen
bir aşama olagelmiştir. Belli bir konu
adının sanatçı tarafından dillendirilmesi, genellikle çalışmanın ciddiliğini
vurgulamak açısından benimsenmiş, göz önünde tutulmuştur.
Konu ile ilgili yaklaşımlar böyleyken,
oluşturma sürecinde yapıta aktarılacak düşünce, mesaj ya da hikayeyi tanımlayan
“tema” yaklaşımları konusundaki bilgilerimiz ise en alt düzeydedir.
Sanatçının, oluşturduğu yapıt
aracılığıyla izleyicisine aktaracağı tasarlanmış bir düşünce ya da hikayesinin
olup olmadığı kendi öznel seçimidir ve zorunluluk taşımaz.
İzleyicinin de bir yapıtta aktarılmak
istenen düşünce veya görüşün varlığını sezebilmesi, o alanda gerekli düzeyde
ilgi ve bilgi sahibi olmasına, daha da önemlisi talebine bağlıdır.
Konu ve tema, daha çok şiir, edebiyat
alanlarıyla müzikte sorgulanan ancak görsel sanatlarda pek işlenmemiş, üzerinde
durulmamış ve tanımları birbirine karıştırılan kavramlardır.
Bu inceleme, konu ve tema kavramlarıyla
bunlar arasındaki farkların belirlenmesini amaçlamıştır.
KONU
“Konu”, günlük yaşantıda; “üzerinde
çalışılan, konuşulan, düşünülen şey” anlamında yaygın kullanılan bir
sözcüktür. “Bir konu üzerinde
çalışıyorum”, “kafam bir konuya takıldı”, “beynimi meşgul eden bir konu var!”
deyimini sıkça kullanırız. Bizi meşgul eden şeyi, “konu” sözcüğünü kullanarak
en geniş anlamda, ayrıntısına girilmeksizin, bir bakıma geçiştirerek ifade
ederiz. Konu diye belirlediğimiz şey, zihin faaliyetinin ekranı, dekoru
gibidir. Kafamızda “o konuyu” evirip çevirirken aslında eşyaları, insanları,
olayları düşünür, ilişkilendirir ve “konuyu halletmeye” çalışırız.
Konu çevremizde, yanı başımızda, her
yerde, canlı – cansız nesneler topluluğu ile olaylar, ilişkiler yumağının genel
adıdır.
Sanatsal açıdan konu, birilerinin
yaklaşıp onu işlemesini, ona anlamlar yükleyerek ele almasını bekleyen
şeylerdir. “Konu” sanat eserlerinin altyapısıdır. Yorumlanır, işlenir, hikaye, şiir, heykel, tablo, beste
olur. Ama konu orada, yine yerli yerinde durmakta, yaratıcı gücü tetiklemek
için başka sanatçıları beklemektedir.
Her türlü konu, sanatçının
çalışmalarında başlangıç ve esin malzemesidir. Sanat, konulardan alıntı yapar;
sanatçı bir konuya yönelerek işe başlar. Sanatın her türünde canlı – cansız
nesnelere, ilişkilere, somut olaylara ya da eylemlere dayanan saptamalar bir
eserin konusunu oluşturacaktır.
Tüm sanat eserleri insanlara bir
şeyler anlatır. Bunlar arasında yazılı eserlerin, tiyatronun ve sinemanın bize
aktaracağı şeyleri bilir ve önemser, beklenti içinde oluruz. Öte yandan
enstrümantal müziğin, resmin, heykelin, fotoğrafın neler sunduğuna bakmayız,
aldırmayız pek… (İşte bu yüzden kitap
toplatılır, sinema, tiyatro yasaklanır da müziğe ve çıplaklık dışında görsel
sanatlara yasak getirilmez)
Konu, eser bütünlüğü içinde
somut ve dar kapsamlıdır. Eserin konusu anlamsal
bütünlük oluşturmaz. Belki ilk izlenimi verir, kapı aralar, sınır çizer ya da
vurgu yapar. Konu karşısında bir şeylerin eksikliği hep hissedilir. Eserin
konusu bize anlamlı geliyorsa, o anlamı sanatçı öznel ve yaratıcı seçimiyle
yüklemiştir.
Konu, eserde sunulmaya çalışılan anlam ve duygu
bütünlüğünün dışında bir şeydir. Birçok sanatçı aynı konuyu işledikleri halde
bize birbirinden farklı duygular iletebilirler. Sanatçının konuya dayanarak,
ona ait unsurları ve detayları kullanarak izleyiciye sunduğu duygusal
aktarımlar, düşünceler, mesaj ve hikayeler eserin temasını oluşturur.
Bütün
sanat eserlerinde konuyla bağlantılı bir tema her zaman vardır. Tema kimi
yapıtlarda konuyu unutturacak kadar güçlü olabilirken, kimi yapıtlarda da
algılanması zor ve konunun gerisinde kalacak kadar zayıf olabilir. Temayı ortaya çıkarabilmek için
konuyu ele alıp düşünmek, irdelemek, yorumlamak gerekir.
“Hiçbir sanat yapıtı yoktur ki, belirli bir konusu ve bu konuda açığa
çıkan bir teması olmasın.” (M. Kagan)
TEMA (TEM, İZLEK)
Tema, bir sanat eserine hâkim olan, onda işlenen, geliştirilen ana
düşünce ya da görüştür. Bir
başka deyişle sanatçının, konuyu oluşturan öğeleri kullanarak izleyiciye
aktarmaya çalıştığı temel duygu, anlam veya hikâyedir. Halkın yaygın söylemiyle
eserdeki “ruh”tur.
Tema, seçilen konu içinde güçlü ya da zayıf
biçimde duyumsanan / algılanan ve sanatçı tarafından izleyiciye aktarılmak
istenen hikâye, mesaj, duygu yüküdür. Sanatçı, önündeki konudan çıkardığı
duyguyu yeterli bulursa eserinde aynen kullanabilir. Az bulursa güçlendirmek
için konuya farklı açılardan yaklaşır: Konuya ait nesnelere müdahale ederek
onların konum, görünüm ve niceliklerini değiştirebilir, aynı yöntemlerle konuya
yeni nesneler ekleyip kaldırabilir.
Her üründe yoğun şekilde bir tematik bir
yaklaşımın olması gerekmez. Sanatçı bir eserinde derin sorgulamalar, kapsamlı
fikirler, ağır kavramlar işleyebilir. Bir başka eserine de izleyeni yormayacak,
yoğun düşündürmeyecek, yüzeysel, sıradan, neşeli, renkli, uçarı ve hafif
çağrışımlar yükleyebilir. Her ikisi de sanatçı tercihidir. Bunlardan her
birinin izleyen üzerindeki etkisi farklı olacak, ayrı beğeni görecektir. Beğeni
düzeyini izleyicinin entelektüel düzeyi kadar, görsel, işitsel ya da psikolojik
ihtiyaçları belirleyecektir.
Bir sanat yapıtındaki temanın anlaşılması
için izleyicide o sanat dalıyla ilgili bilgi birikimi, sorgulama yeteneği ve
kavrayış gerekir. Küçük bir çocuğa “umutsuzluk” temasının işlendiği herhangi
bir resmi ya da fotoğrafı gösterip ne gördüğünü sorsak; bize evleri, ağaçları,
bulutları, insanları tek tek sayacaktır. Onun saydıkları konuya ait ögelerdir.
Henüz yorumlayıp söyleyemediği ise eserin temasıdır.
Önümüzde
uzanan konunun irili ufaklı ögelerine ya da tümüne bakarak neyi aradığımızın,
objelere hangi anlamları yükleyebileceğimizin bilincinde olmak ve araştırıcı
gözle çevreye bakınmak gerekir.
Oralarda bir yerlerde eski bir
ev ile önünde yaşlı bir kadın duruyordur. Omuzu çantalı biri çıkagelir; “işte
yaşlılık, işte ömrün hazanı” deyip deklanşöre basar. Evi gören bir besteci az
sonra ıslıkla bazı sesler çıkarmaya başlar. Bu, onun yeni ve hüzünlü bestesinin
ilk notalarıdır. Bir sinemacı çıkar, eski evi yıkmaya gelen hayali belediye
dozerinin aslında neleri yok ettiğini anlatır. Evi bir edebiyatçı görür,
kurtuluş savaşında Kuvayi Milliyecilerin kullandığı gizli bir örgüt evini hayal
edip, hemen orada aklına gelen hikayeyi zihnine yazmaya başlar. O sırada eski
ev orada durmakta, yaşlı kadınsa hâlâ gelip geçenleri seyretmektedir.
Konular farklı, tema tek olabilir. Örneğin, “yok oluş” temasını,
çöl kumları üzerinde yatan ölü bir akbabayla, yere düşüp çürümeye başlamış
yaşlı bir ağaç gövdesiyle, çatısı çökmüş eski bir ev veya dikenler arasında
kalmış mezar taşıyla anlatabiliriz.
Yaklaşıma bağlı olarak konu tek, temalar
çeşitli de olabilir. Konusu “ölüm veya cenaze törenleri” olan bir eserde “ölüm
karşısında duyulan hüzün”, “isyan”; hatta
(eğer ölen bir diktatör ise) “sevinç” dışavurumları, aynı konu içinden
farklı temalar çıkabileceğinin örneğidir.
Eserin değerini konusu değil teması belirler. Bunun gerçekleşmesi
de temanın konu aracılığıyla işlenişi ve yorumlanışındaki başarıya bağlıdır.
Eserin temasını somutlaştırıp görsel açıdan algılanabilir duruma
getirmek, konunun yardım ve aracılığıyla gerçekleşir. Örneğin, çevremizde
“isyan” adında bir cisim, obje ya da nesne bulamayız ki üzerinde çalışılarak
bir yapıta dönüştürelim ve “işte isyan” diyebilelim. İsyan, havaya kalkmış bir
yumruk, haykıran bir yüz veya sel sularının ortasında akıntıya karşı duran bir
ağaç gövdesidir.
Tema konudan ayrı olarak
ele alınan farklı bir anlatımdır. Konunun somut nitelikli olmasına karşılık,
tema soyut özellikler gösterir. Bu soyutluğun
derecesi, anlatım biçimi yanında sanatçının birikim ve kişilik özellikleriyle
yakından ilgilidir.
Tema, herhangi bir konunun seçilmesinde de temel gerekçe olabilir.
Bir konuyu herkes seçebilir ama tema kişiseldir. Konu gözler önünde, tema
zihindedir.
Eserde anlatılan her şeyde ve anlatma biçiminde temanın etkisi vardır
ve olmalıdır. Eserin teması konu bütünlüğü ve aktardığı olanaklar içinde doğru
belirlenir ve iyi işlenirse, eserin değerini olumlu yönde etkileyecektir.
Konuya ait seçilmiş ögeler, temanın
dekorudur. Konu, temanın anlatımına ve anlaşılmasına yarayan nesneler ve
olaylar bütünüdür. Bu yüzden temadan önce konu algılanır. Temanın kavranması
izleyicinin yaşı, eğitimi, bilgi düzeyi ve sanatsal konulara yakınlığıyla
ilgilidir.
Sanat eserindeki temanın, kitaplara
başvurmadan anlaşılabilir ve yalın olması izleyici açısından gerekli
sayılabilir; ancak önkoşul değildir. Bazı temalar, entelektüel düzeyi yüksek
izleyici gerektirebilir. Önceden belirlenmiş bir izleyici kitlesine, ya da
eserin sergileneceği ortama göre de hazırlık yapılabilir.
Sanat eserlerinin konuları kültürel ve sosyal yapıya bağlı olarak
zamana ve ülkelere göre değişiklikler gösterebilir. Bir ülkenin yaşadığı değişim ya da
bunalımlar, önemli atılım ya da devrimler konu ve tema seçimlerini
etkileyebilir.
İnançlar ve kültürel değerler, herhangi bir temanın farklı
toplumlarda, hatta aynı toplumda
bile değişik biçimlerde ele alınmasına neden olur. Bazı toplumlarda bazı
temaların anlatımı kültürel gerekçelerle hoş karşılanmayabilir.
Eserin bütününe hakim olan bir tema, eserin kompozisyon yapısına
da hakim olacaktır.
Sanatçı olmak, bir konuyu ele
alarak ona yorum katma düzeyine ulaşmış olmakla eşdeğerdir.
Eserlere anlam katarken
güzelliğinden ve estetiğinden taviz verilmez. Belli bir temayı anlatmak için
olaylara en can alıcı, en güzel kompozisyonu sağlayan açıdan bakmaya çalışırız.
Önümüzde fark ettiğimiz güzel bir hikaye hiçbir noktadan yeterince görünemiyor
ve bu yüzden eksik kalıyorsa; fonu kötü ya da araya yabancı unsurlar karışmışsa
ve bunlardan kurtulamıyorsak; bu olayı anlatmanın yolu fotoğraf makinesinden
değil fırçadan geçmelidir. Eğer fırça yeterli olamıyorsa çözüm belki de
daktilodadır.
Çalışılan yapıtta tematik
yaklaşımlar işlemek bir seçimdir. Bir yapıta tematik unsurlar katmak onu bir
anda başyapıt yapmaz. Ancak sanatsal artıları vardır. Düşünsel derinliğini
arttırır, izleyicinin sanatçıyla bütünleşmesini sağlar, yapıtı unutulmaz
kılar. Fotoğraf alanında, yapıtı bir
kopyadan, izdüşümden ayıran da ona
sanatçının kattığı düşünsel yorumlar olacaktır.
Çekim aşamasında görülen
nesneler düzenine müdahale yapılmaması, fotoğraf sanatının klasikçi, gelenekçi
yanıdır. Ancak bu müdahaleye belli oranlarda her zaman göz yumulmuştur. Eğer
müdahale doğallığın üzerine çıkarsa, “Kavramsal Fotoğraf” alanına girilir.
Kavramsal sanat, doğada mevcut kompozisyonları işlemek yerine, doğrudan
fikirlerden yola çıkıp onları görünür gerçeğe, bir sanat yapıtına dönüştüren
sanat akımıdır.
Son Söz
Sanat eseri önce hoşa gidecek
kadar güzel olmalı, estetik değerler taşımalıdır. Bir sanat eseri, gururla özel
ve toplumsal yaşam mekanlarımızı süsleyecek, her gün kendine bakılmaktan
bıktırmayacak nitelikte, ilginç ve benzersiz olmalıdır. Barındırdığı derin
düşünceleri, kendine yüklenmiş mesajları üstü kapalı biçimde, saygı ve
alçakgönüllülükle, hissettirmeden sunmayı bilmelidir. Görsel sanat eseri, ders
kitabı gibi yoğunlaştırılmış bilgi ve fikir aktarmak için kullanılmaz. O,
felsefe dergisi, simgeler ansiklopedisi veya kahve falı değildir. Yoğun ve
karmaşık bir düşünceyi kavramak içinse, sanat yapıtlarına değil, kitaplara
başvururuz.
Sanat eseri, sunduğunu hemen
algılatabilmeli, bir dirhem bal için bir çeki odun çiğnetmemelidir. İzleyicinin
de, sanatçı tarafından zaman, düşünsel birikim, emek harcanarak oluşturulmuş
yapıt karşısında bir süre durup onu anlamaya, kendisi için üretilen bu nesnenin
yapılış nedenini kavramaya çalışması gerekir.
Yazan: Dr. Mustafa Reşat
Sümerkan
ANLATIM AÇISINDAN KONU VE TEMA - 2
“Fotoğraf”
FOTOĞRAFTA KONU
Görsel sanatların alt başlığında yer alan düzlemsel
sanat eserlerinin konuları, yüzeyler üzerine yalnız görsel olarak
aktarılabilecek nesneler, durumlar ve olaylardır. Ressam ya da fotoğrafçı,
herhangi bir duyguyu yazılı anlatımla ya da seslerle sunmaz, sunamaz.
Fotografik açıdan konu, kayıt yüzeyini
etkileyebilecek ölçüde ışığın aydınlattığı ortamlarda, fotoğrafçının öznel
seçimiyle objektifini yönelttiği canlılar, nesneler, yüzeyler, ilişkiler,
olaylarla bunların her ölçekteki ayrıntılarıdır. Bir başka deyişle objektifin
görebildiği, önümüzde duran ve dokunulandır. Konuya ait öğeler listelenebilir,
dökümü çıkarılabilir.
Fotoğrafçı önce,
konusunu seçer. Bu seçim onun çekimleri gerçekleştireceği mekân ve ortamları,
nesneleri, varlıkları belirlemesini, üzerinde düşünmesini de sağlayacaktır.
Konu önünde saptanacak kompozisyon; fotoğrafçının bilgisi, birikimi, tematik
seçim ve değerlendirmesiyle gerçekleşir. Konu seçilirken işin başında temayı da
göz önünde bulundurarak yola çıkmak gerekir. Örneğin, ülkemizde kentsel
karmaşayı yakalamak için küçük Anadolu kentleri yerine İstanbul, Bursa, Kocaeli
gibi kozmopolit ve büyük kentler seçilmelidir. Geleneksel ilişkileri de ancak
küçük Anadolu kentlerinde bulabiliriz. Kastamonu ile Kocaeli arasındaki görsel
fark neyse, Safranbolu’nun Kuşadası’ndan farkı da odur.
Çekim sırasında
fotoğrafçı, belirlediği tema açısından “neyi” çektiğinin bilincinde olmalıdır.
Bu kavrayış onun çerçeve içine konuya ait hangi unsurları hangi ölçekte, hangi
aralıkta, hangi düzende yerleştireceği yanında ışık ve netlik ayarları, doğru yer
/ doğru zaman hatta paspartu rengi belirleme konularında da yol gösterici
olacaktır.
Örneğin geniş bir
ovada, uzakta duran bir ağaç, uzun bir kumsalın ucunda küçük bir kayık, caddede
tek insan; bir sanatçının “doğa”, “kentler”, “sahiller” konuları içinde
“yalnızlık” temasını işlemesine aracılık eden maddi unsurlardan bazılarıdır.
Fotoğrafı çekilen
şeyler, yani objektiften girerek duyarlı yüzeyde kaydedilenler; uzayda yer
tutan, ağırlığı, kütlesi, atomik yapısı olan maddelerdir. Işığı yansıtan
şeylerdir. Bu tür nesneler konuları
oluşturur.
Fotoğraftaki
nesnelerin konumundan, düzeninden anlamlar çıkarırız. Çekim sırasında,
kafamızdaki düşünceye göre açımızı değiştirerek çekeceğimiz şeyleri düzenler,
böylece o fotoğrafın düşüncelerimizi yansıtmasına çalışırız. İşte konuya ait
öğeleri kullanarak yansıtmaya çalıştığımız düşünceler de temayı oluşturur. Tema
öznel, kavramsal ve kişiseldir. Temalar ışığı yansıtamaz!
Siirt Barosu
Fotoğraf Yarışması örneğinde olduğu gibi, Yok’u çekerken de; var olan, elle
tutulur nesnelerden yola çıkılır. Yok, ancak var olan şeylerle anlatılabilir.
Evden çıkarken: “Şöyle birkaç ‘yok’ çekip hemen dönecem” diyebilir miyiz? Yolda rastladığımız arkadaşımıza:
”Sizin mahallede çekilebilecek güzel bir ‘yok’ var mı” diye sorabilir miyiz?
“Yok”; konu mudur, tema mı?
FOTOĞRAFTA TEMA
Bir şeyin fotoğrafa konu edilmesi için,
herhangi bir fotoğraf makinesinin o konuya yönlendirilmesi yeterlidir. Oysa
tema, fotoğrafçının sanatçı yönünün, kişiliğinin; seçim, yorumlama ve anlatım
gücünün bir göstergesidir. Fotoğrafçının yeterli deneyim ve birikimi yoksa
önünde varlığını apaçık hissettiren belirgin bir temayı algılamayabilir.
Objektif konuya çevrilir çevrilmez önce ham
malzeme ile karşılaşılır. Herhangi bir konu ancak sanatçının öznel yorumu
katıldıktan, yani bir tema ya da düşünsel yaklaşım ışığında düzenlenip ele
alındıktan sonra anlam kazanmaya, eser olmaya ve değer taşımaya başlar. Aksi
halde bir kentte imar planı ihalesi öncesi çekilen mevcut evler ve sokaklar,
reklâm broşürlerinde görülen oteller ve ahşap dağ pansiyonları, Tarım ve Orman
Bakanlığınca araştırma raporları için çekilmiş tarla, kır, orman fotoğrafları
da birer sanat eseri olurdu.
Fotoğrafçı, her yapıtına kendinden bir şeyler
katar. 360 derecelik çevresinden yaptığı sıradan bir açı seçimi bile, bunun
yalın bir örneğidir. Ancak bu seçim, fotoğraf sanatına özgü anlatımın da en alt
basamağıdır.
Çekilmekte olan her
fotoğrafın, bir seçim ürünü olduğu kabul edilir. Fotoğrafın ayrıca, hafif ya da
yoğun bir düşünce, mesaj, hikâye taşıması veya taşımamasını sanatçı belirler.
Tematik fotoğrafların, üzerinde daha fazla düşünüldüğü, ustalık gerektirdiği ya
da daha sanatsal olduğu izlenimi her zaman vardır ve doğrudur.
Biz farkında olmasak da, fotoğrafları içine
belirli dozlarda mesajlar kattığımız bir gerçektir. Bu kapsamda, yalın
(temasız) fotoğraflardan yoğun tematik fotoğraflara doğru şöyle bir sıralama
yapılabilir.
Tematik Yoğunluklarına Göre Fotoğraf Türleri
(Bir sıralama denemesi)
1-
Biçim-Renk ağırlıklı Fotoğraflar
a. Göze haz duyacağı devinimler yaptıran,
renkli biçimler ve ritimler sunan fotoğraflar: Simge içermeyen her türlü
dekoratif obje türü fotoğraflar.
b. Yaşam Ortamlarından Biçim Öncelikli
Fotoğraflar:
İnsan öğesinin küçük ya da dekoratif olarak kullanıldığı doğa ve kent
görünümleri, canlılar dünyası, makrolar, araçlar, sanat objeleri…
2-
Hafif Tematik İnsan öncelikli anı fotoğrafları: Yaşamdan alınmış,
güzel ya da kötü anıları tazeleyen, iyimser veya kötümser fotoğraflar.
3-
Kendinden Temalı Fotoğraflar:
a. Gündelik yaşamda alışılmış acılar,
hüzünler, sevinçler:
Her türlü eğlenceler, düğünler, cenazeler,
festivaller, spor karşılaşmaları,
b. Toplumu etkileyen olaylar: Grev, yürüyüş, arbede,
çatışma, boykot, kaza, cinayet, doğal felaketler, darbeler, devrimler,
savaşlar.
4- Temayoğun Fotoğraflar. Sınırlı müdahale
edilmiş doğal kompozisyonlar
5- Kavramsal (Conceptual) Fotoğraflar. Kurgulanmış,
montajlanmış yapıtlar. Bu tür yapıtlar; içerdiği doğal olmayan objeler,
simgeler ve bunlar arasındaki ilişkiler yardımıyla bize felsefi mesajlar sunar.
Böyle fotoğraflar, sanatçı iç dünyasının doğrudan dışavurumlardır.
Eserlere anlam katarken güzelliğinden ve
estetiğinden taviz verilemez. Belli bir temayı anlatmak için olaylara en can
alıcı, en güzel kompozisyonu sağlayan açıdan bakmaya çalışırız. Bir güzel
hikâye hiçbir noktadan yeterince görünemiyor ve bu yüzden eksik kalıyorsa; fonu
kötü ya da araya yabancı unsurlar karışmışsa ve bunlardan kurtulamıyorsak; o
vakit bu hikâyeyi anlatmanın yolu fotoğraf makinesi yerine fırçadan geçmelidir.
Eğer fırça da yeterli olamıyorsa çözüm belki daktilodadır.
TEMATİK YAKLAŞIM – TEMATİK SEÇİM
Somut bir “Kent” konusu kapsamında: Korku,
Yalnızlık, Yabancılaşma, Nefret, İsyan, Sevgi, Hüzün, Dostluk; olası Tema
örneklerinden bazılarıdır. Bir sanatçı, kent konusunu ele aldığı eserinde
insanların yüzlerindeki korkuyu işlemişse, kentlerin korkulacak yerler olduğunu
anlatmaya, bu mesajı vermeye çalışıyordur. Tema’sı budur. Kenti ışıl ışıl
gösteriyorsa, her şey düzenli, herkes neşeliyse, orasını yaşanılası bir yer
olarak öneriyordur.
Fotoğrafçı tematik yaklaşımı doğrultusunda
konuya ait unsurları ilişkilendirir, boyutlandırır ve kompozisyon ilkelerine
uygun biçimde kırpar. Eğer zihnindeki temayı konunun mevcut unsurlarını
kullanarak oluşturamıyor ya da ilişkilendiremiyorsa, mevcut konu öğeleri
düşüncesini aktarmakta yetersiz veya eksik kalıyorsa, konuya müdahale edebilir,
yeni objeler, figürler ekleyebilir, çıkarabilir. (Kurgusal fotoğraf)
Belgesel
çalışmalarda konu her yönüyle ele alınarak anlatılıyorsa, içinde farklı tematik
yaklaşımları da barındırıyor demektir.
Duygulanım
fotoğraflarıyla simgesel fotoğraflarda fotoğrafçının yöneldiği tema kolay ve
güçlü biçimde algılanırken, renk - biçim ağırlıklı dekoratif fotoğraflarda
tematik yorumlar genel olarak zayıftır. Dekoratif fotoğraflarda genellikle
renklerin ya da biçimlerin psikolojik etkilerinden yola çıkar, varsa
temalarımızı bunlar üzerine kurarız.
Fotoğrafçı, içine
kendinden bir şeyler katmadan çektiğini bize sunmamalıdır. Bu durum, bir konuyu
aynadan yansıtmakla eşdeğerdir. Sanatçı, “ayna tutan” olamaz. Gültekin
Çizgen’in söylediği gibi, “Sanat, bir biçim dünyasının içine anlam, mesaj
koymaktır.”
Çok özel, çok farklı
temalar aramak uğruna, kompozisyon ve estetik anlatımdan uzaklaştırılmış,
bilmece gibi fotoğraflardan da kaçınmak gerekir. Gökyüzünde süzülen birkaç
martının olası anlamları, hayal gücü geniş biri tarafından yirmi sayfada
anlatılabilir. Sanat eseri kahve falı değildir. Tema evrensel ve yalın
seçilmeli; her kültürün izleyicisi tarafından kolay anlaşılır olmalıdır.
Bazı temalar hemen
akla gelen, göze çarpan türdendir. Örneğin sevgi, özgürlük, yalnızlık, üzüntü;
çevremizde hemen ulaşabileceğimiz örneklerle oldukça yaygındır. Tema, ilginç ve
farklı nesne veya ilişkilerle anlatılmaz ise, sıradanlık düzeyine
indirgenebilir. Fotoğrafta bir tematik anlatım uygulanacaksa; seçkin olanı, zor bulunanı, güçlükle ulaşılanı
ve benzerleri içinde en estetik olanı yeğlenmelidir. Zihinde saplantı haline
gelen bir tema ya da ayrıntıyı amaç edinip çekime gitmek, belki çok daha güzel
konuların, başka temaların gözden kaçmasına sebep olacaktır.
Fotoğraf ustası Gültekin Çizgen, “Türk
Fotoğrafında 50 Yıl” sergisinde yer alan, “Gün İçinde Yaşam” adını verdiği
kendi fotoğrafları için bir alt yazı listesi sunmuş. Her bir fotoğrafının
çekimi sırasında neleri göz önünde bulundurduğunu yazıyor. Birkaçını okuyalım:
•
Trek fotoğraf merkezinden 19.00 sularında çıkıp
Karaköy’e indim. Günün en güzel saati başlamış, güneş batıyordu.
•
Gün batımına yakın yalnız bir balıkçı gördüm.
•
Akşam sularına bakan bir başka yalnızlık az
ilerdeydi.
•
Akşamın hüzünlü siluetleri beni hep
ilgilendirmiştir.
•
Bırakılmış nargile marpucu, o saatlerin yalnızlığının
simgesi gibiydi.
•
Zeyrek’in yaşlı evinin yaşlı kişisi
•
……………
Türkiye’de yürüyüş ve eylemlerin tanınmış
fotoğrafçısı Ali Öz’ü anlatan bir yayında, şu cümle bize onun konulara tematik
yaklaşımını aktarmaktadır: “…Ali Öz, şiddetin, öfkenin, acının
fotoğraflarını çektiği için hem görüntülediği acıları yaşamış, hem bu
fotoğrafları çekerken şiddete maruz kalmış…”
Belli bir konuya
değişik temalar açısından yaklaşılabilirliğin örnekleri:
Örnek 1. Konu: Doğu Karadeniz köyleri. (Ağustos ayı)
Ağustos ayında
Karadeniz köylerinde göreceklerimiz; fındıklıklarda fındık toplayan insanlar,
sepetlerle fındık taşıyanlar, harmana serili fındıklar, evler, bahçeler, geride
ağaçlar, tepeler vb. dir. Böyle bir konuyu fotoğraflamada farklı temalar
olabilecektir:
•
Yemyeşil
ortamda evleri, ağaçları, arkada yüksek tepeleriyle doğa içinde bir köy
fotoğrafı. (Manzara fotoğrafçısı gözüyle)
•
Köy
ortamında evler, yollar, samanlıklar, depolar. (Yerleşim biçimleri üzerine araştırma yapan bir araştırmacı gözüyle)
•
Ter
içinde çalışan insanlar, yük taşıyanlar, fındık ürünüyle uğraşan köyde yorucu
bir iş gününü anlatan fotoğraflar. (Fındığın
para etmeyeceğini ya da üreticinin parasını geç alacağını duyan bir gazeteci
gözüyle)
•
Ekili,
dikili tarlalar. Toplanmış, istiflenmiş ürünler. Avucu içindeki fındıkları
sevinçle sunan insan portreleri. (Bir
tarım ya da ekonomi uzmanı gözüyle)
•
Erkeklerle
aynı ağır yükleri taşıyan kadın fotoğrafları (Örneğin, dolu bir çuval ya da
odun taşıyan hamile kadın). (Kadın hakları
savunucusu gözüyle)
Örnek 2. Konu:
Sahiller.
(Mevcut görseller: Kumsal ve çakıl alanlar,
deniz, tekneler, insanlar)
Denizin olası durumları: Durgun / dev
dalgalı / çırpıntılı;
Işığın olası durumları: Dik bir öğle ışığı / kara bulutlar, fırtına
havası / kıpkızıl bir günbatımı.
Olası öğeler: - Deniz yarışan
yelkenlilerle, balıkçı kayıklarıyla, yüzen, güneşlenenlerle dolu
- Sahiller ve deniz
çok tenha, sahilde bir adam, denizde tek
bir kayık var
- Kumsal, sahil yolu yapımı
için kamyon ve iş makineleriyle dolu. İnsanlar izliyor
- Pek kimseler yok.
Çocuklar top oynuyor. Denizde birkaç kayık…
Size hangi durum yakın geliyorsa
temanızı o görseller ve durumlar içinde arayınız.
TEMA ÖRNEKLERİ
Canlı ve cansızlar dünyasından duyu
organlarımızla algıladığımız, bizde duygusal etki ve izlenim uyandıran
varlıklar, maddeler ile onların ilişkileri birer tema örneği sayılabilir.
Çaresizlik, Şiddet, Açlık, Korku, Ölüm, Sevinç, Barış, Baskı, Başkaldırı,
Boşluk, Izdırap, Umutsuzluk, Fakirlik, Güçlülük, Egemenlik, Uzaklık, Coşku,
Dostluk, Düşler, Eğlenmek, Fark, Gençlik, Hafif, Hareket, Hayal meyal, Hazan,
Hiçlik, Hüzün, İlgiler, ilişkiler, İz, Karşıtlık, Lekeler, Mutluluk, Netlik,
Netsizlik, Özgürlük, Sevgi, Sıcaklık, Sonsuzluk, Tek, Uzaklar, Yalnızlık,
Yaşlılık, Yokluk, Zaman…
Fotoğrafa kendimizden bir anlam katmanın yollarını aramak, düşünmek ve
bunu sanat adına yapmak gerekir. Fotoğrafınızı gören hiç bir izleyici: “Bu
fotoğrafı ben de çekebilirim…” deme gücünü kendinde bulamamalıdır. Basit ama
düşünülmüş bir hareketle fotoğrafımızı güçlendirip ona anlamlar katmak çok da
kolaydır. Mademki her eser az ya da çok bir anlam taşıyor, o vakit bu anlam
yükünü arı, duru ve rahat anlaşılır şekilde sunmanın yollarını arayalım. Kompozisyonumuzu bu anlamı en iyi yansıtacak
şekilde oluşturalım. Tüm bu eylemleri
çekim aşamasında planlayalım ve gerçekleştirelim.
_____________________________________________________________________________________________
Not: Bu yazı dizisi, Foto
Forum’da Şubat ayında yazarı Sn. Dr. Mustafa Reşat Sümerkan tarafından yapılan iki ayrı görsel sunumun
yazı bölümlerinden oluşturulmuştur..
BU YAZININ TÜM KOPYA HAKLARI
SAKLIDIR
Bu yazı ve bu yazının
herhangi bir parçası yazarı tarafından izin alımaksızın kullanılamaz. İzin
almak için aşağıdaki linke tıklayarak yazara
email gönderebilirsiniz..
Web
Sayfası Hakkında Görüş ve Sorularınız İçin Email Atın 
Dr. Mustafa Reşat Sümerkan’a Bu Yazı Hakkında Email Atmak İçin
Tıklayın 